<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Zekeriya Çavuşoğlu &#187; Zekeriya</title>
	<atom:link href="http://www.degisim-sanat.com/tag/zekeriya/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.degisim-sanat.com</link>
	<description>Değişim-Sanat</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 21:38:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>ŞİİR  HAKKINDA BİRKAÇ  SÖZ</title>
		<link>http://www.degisim-sanat.com/genel/siir-hakkinda-birkac-soz</link>
		<comments>http://www.degisim-sanat.com/genel/siir-hakkinda-birkac-soz#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 21:12:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Z. Çavuşoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[dadaloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[fuzuli]]></category>
		<category><![CDATA[ozan]]></category>
		<category><![CDATA[ressam]]></category>
		<category><![CDATA[şair]]></category>
		<category><![CDATA[şair eşref]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİİR]]></category>
		<category><![CDATA[yunus yaşar]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.degisim-sanat.com/?p=538</guid>
		<description><![CDATA[Renklerinözündeki gizi en iyi ressamlar bilir.  Renkler, onların tanıdık fırçaların­da güzellikler dün­yasının hayranlık uyandıran görün­tüsü haline gelir­ler. Gizli bir dün­yadan gelmiş­çesine gizemli ve ken­dine bağlayıcıdır bu yapıtlar. Hal­buki o fırça bizim elimizde nasıl da ses­sizdir. Şiir de öyledir. Sözcüklerin gizi oza­nın bilici ellerindedir. Onlardaki ses ve müziği, anlam ve renk olgunluğunu an­cak ozanın yaratıcı gücü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Renklerinözündeki gizi en iyi ressamlar bilir.  Renkler, onların tanıdık fırçaların­da güzellikler dün­yasının hayranlık uyandıran görün­tüsü haline gelir­ler. Gizli bir dün­yadan gelmiş­çesine gizemli ve ken­dine bağlayıcıdır bu yapıtlar. Hal­buki o fırça bizim elimizde nasıl da ses­sizdir.</p>
<p>Şiir de öyledir. Sözcüklerin gizi oza­nın bilici ellerindedir. Onlardaki ses ve müziği, anlam ve renk olgunluğunu an­cak ozanın yaratıcı gücü fark edebilir. Ressam renklerin uyumundan güzel­likler yaratır; ozan sözcüklerin uyu­mundan müzik ve anlam dolu dizeler sıralar alt alta. Fuzûlî&#8217;ye göre ozanlık yeteneği bir Tanrı vergi­sidir. Bu arma­ğan yeryüzünde belli kişilere verilmiş­tir. Tanrı’nın en sevgili kulları olan Pey­gamberlere bile verilmeyen bu yetenek, ozanların neden yazmak zorunda olduklarının bir kanıtıdır. Nitekim dün­yaca ünlü bir ozana: &#8221; <em>Niçin yazıyorsu­nuz</em>? &#8221; diye sorulduğunda, yanıtı: &#8221; <em>Çünkü yazabiliyorum da ondan</em><em>!..</em>.&#8221; olmuştur.</p>
<p>Yazmak, ozan için yemek, içmek ve yaşayabilmek için havayı solumak ka­dar do­ğal bir gereksinimdir. Ruhsal bir boşalımdır. İçindeki güzellikleri insan­larla pay­laşmak, yaşadığı iç dünyasının kapılarını sıradanlaşmış  değil, yüce bir deyiş­le insanlara karşı ardına kadar açmak­tır. Anlaşılmaz diye nitelenen, bazen garipse­nerek dışlanan bu insanların çevresindekilere bir dost elidir şiir.</p>
<p>Ozanın dünyasında, kötülüklere haksızlıklara, ikiyüzlülüklere ve çirkinliklere yer yoktur&#8230; Silahı sözdür ozanın. Yolu güçsüzden yanadır. Haktan yana­dır, halktan yanadır,  doğru­dan yanadır. Bu yüzden en çok ozanlar zindanlarda çürümüş, sür­günler yemiş, dili uzun diye boğdurularak yok edilmiştir. Ama onun sesi büyük kitleleri hare­kete geçirmiş, yürekleri alevlendirilmiş, haksızın yüzüne acı bir kırbaç gibi in­miştir</p>
<p>Ozan:</p>
<p><strong><em> &#8221;Muini zalimin dünyada erbab-ı denaettir</em></strong></p>
<p><strong><em>  Köpektir zevk alan Sayyad-ı bi-insafa hizmetten&#8221;</em></strong><em> (N. Kemal</em>)</p>
<p>diyecek kadar yüreklidir. Çünkü Tanrının yeryüzündeki gölgesi olarak nitelenen padişaha, toplumun özgürlü­ğünü elinden aldığı için: <em>&#8220;Zalimin dünyadaki yardım­cısı kötü kişilerdir. İnsafsız avcıya hiz­metten zevk alanlar yalnızca köpek­lerdir&#8221;</em> diye seslenmek, kelleyi göze alıp ipe teslim etmek demektir.</p>
<p>Ozanın silahı sözüdür; ama, o her zaman korkusuzdur, yiğittir. Ne yenilmez sanı­lan güçler korkutur, ne de darağaçları, cellatlar susturabilir onu&#8230;</p>
<p>Ozan halkının dilidir. Söylemekten korktuğunu korkusuzca söyleyendir. Başkal­dırışıdır zalime, adaletsizliğe ve zulüme.</p>
<p>Bazen bir kılıçtır söz, bazen bir kılıçtan da keskin meydan okumadır.</p>
<p><strong><em>“Belimizde kılıcımız kirmani</em></strong></p>
<p><strong><em>  Taşı deler mızrağımın temreni</em></strong></p>
<p><strong><em>  Devlet hakkımızda yazmış fermanı</em></strong></p>
<p><strong><em>  Ferman padişahın dağlar bizimdir “</em></strong></p>
<p><em>                         (DADALOĞLU)</em></p>
<p>Söz ancak ozanın dilinde böylesine baş eğmez bir silah, dünyanın en güçlü sanılan büyüklerine kafa tuta, tüm güçsüzlüklerini yüzüne vuran yürekli bir ses olur.</p>
<p>Bazen ince bir alaydır ozanın dilinde şiir. Yüceltiyor zannederken yerin dibi­ne geçi­rir. Bazen sözünü sakınmaz, öf­ke olur, ateş olur, yakıp yıkar önüne ge­leni. Sel. olur karşı durulmaz, kötülerin korkulu yürek yangını olur, kabuslu gecelerine tü­neyen uykusuzluk olur.</p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>&#8220;Bizdeki sanatı taklid edemez Av­rupalı,</em></strong></p>
<p><strong><em>Sanma ahengi umumiye bu heyet kapılır,</em></strong></p>
<p><strong><em>Milletin ağzı açıldıkça kilit vur­mak için</em></strong></p>
<p><strong><em>Bab-ı Ali&#8217;de&#8221; ne sanatlı anahtar ya­pılır&#8221;</em></strong><em> (Şair Eşref)</em><strong><em></em></strong></p>
<p><span style="text-align: -webkit-center;">İşte Şair Eşrefin Meşrutiyet devrinin sansürcü kafalarını yeren dizele­ri. Yerginin sınırı yok Şair Eşref’te. O yanlışın, kötünün ve namussuzun kar­şısında susmaz.</span></p>
<p><strong><em>&#8220;Eylemem ölsem de kizbi ihtiyar,</em></strong></p>
<p><strong><em>Doğruyu söyler gezer bir şairim;</em></strong></p>
<p><strong><em>Bir güzel mazmun bulunca, Eşrafâ </em></strong></p>
<p><strong><em>Kendimi hicv eylemezsem kafi­rim.&#8221;</em></strong></p>
<p>Uzun söze ne gerek Şair Eşref ken­dini bile yermekten    çekinmez.   Ama en zor iş kişinin kendini yermesi, yerden yere vurması değil midir?</p>
<p>Ozan Hasan Hüsnü Durgun: &#8221; Ozan amansız sevdaların özsuyunu/ döker kendi göklerinden /sesinin atlasına &#8221;  diye anlatır şiiri. Şiire sevda ile başlar, yine onunla son noktayı ko­yar. Ozanın ger­çek yaşamıdır dizelerde okunan. İnançlarıdır, acılarıdır, mutluluklarıdır, yaşadığı­dır, yaşayamadığı­dır&#8230; Ama çığlıkları ağıtsızdır. Acıları ağıta dökmeden yaşar. Umudunu terk etmez hiçbir zaman. Geleceğe ve mut­luluğa inanır ve &#8220;<em>Yaşam dip­not iste­mez </em>&#8221; sözüyle noktalar &#8221; Ağıtsız Çığlık &#8221; adını verdiği şiir kitabını.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şiir, sonsuzluktur. Umudun bittiği yerde, direncin tükendiğinde aydınlıkların sön­düğünde hep o vardır. Tutuna­cak dal, gözlenecek yol, aşılacak diken­li tel, umuda çatlayan tohum, dağların ardından doğacak güneştir.</p>
<p>Biz de Ozan Yunus Yaşar&#8217;ın dizele­riyle nokta koyalım şiir adına söyleşi­mize. Sevgi adına, barış adına, dostluk adına;</p>
<p><strong><em>&#8220;Ben toprağı zorlayan göçeri çiçek</em></strong></p>
<p><strong><em>Gecenin koynuna çömelmiş </em></strong></p>
<p><strong><em>Umudun, sevdanın ve direncin </em></strong></p>
<p><strong><em>Yenik düştüğü yerlerde</em></strong></p>
<p><strong><em>Tekmil aydınlıkların yazılmamış şiiri</em></strong></p>
<div><strong><em>Sevincin devinmelerinde büyüyen maviyim&#8221;</em></strong></div>
<div><span style="font-size: small;"><span style="line-height: normal;"><br />
</span></span></div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.degisim-sanat.com/genel/siir-hakkinda-birkac-soz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİLİYORUM ORDALAR</title>
		<link>http://www.degisim-sanat.com/siir/490</link>
		<comments>http://www.degisim-sanat.com/siir/490#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 22:21:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Z. Çavuşoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[ŞİİR]]></category>
		<category><![CDATA[ATEŞZAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[BİLİYORUM ORDALAR]]></category>
		<category><![CDATA[GÖLGE]]></category>
		<category><![CDATA[gönül]]></category>
		<category><![CDATA[imge]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[nesimi]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[on iki eylül]]></category>
		<category><![CDATA[tren]]></category>
		<category><![CDATA[türkü]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Çavuşoşlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.degisim-sanat.com/?p=490</guid>
		<description><![CDATA[gün batar yüreğime vurulur prangalar binlerce kurt kemirir beynimi didik didik hepsi saklar kendini biliyorum ordalar sokakta bir gölge var bilmem kimi arıyor gecenin kanatları saplanmış yüreğine ateş denizlerinde bir salın küreğine tutunmuş/ yarasına ağuları sarıyor zaman uçup gitmekte yüzde derin çizgiler nakış nakış işlenip güne tarih düşüyor soluyor gün akşama biçiyor karanlığı içimde kan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>gün batar yüreğime vurulur prangalar<br />
binlerce kurt kemirir beynimi didik didik<br />
hepsi saklar kendini biliyorum ordalar</p>
<p>sokakta bir gölge var bilmem kimi arıyor<br />
gecenin kanatları saplanmış yüreğine<br />
ateş denizlerinde bir salın küreğine<br />
tutunmuş/ yarasına ağuları sarıyor</p>
<p>zaman uçup gitmekte yüzde derin çizgiler<br />
nakış nakış işlenip güne tarih düşüyor<br />
soluyor gün akşama biçiyor karanlığı<br />
içimde kan kızılı o çıldırtan ezgiler</p>
<p>bir sokak lambasıyım sarıldım ıssızlığa<br />
içerim geceleri kadeh elde körkütük<br />
kar yağıyor düşlere yılların boynu bükük<br />
bin yıl mahkum edildim yürekte yalnızlığa</p>
<p>gün batar yüreğime vurulur prangalar<br />
binlerce kurt kemirir beynimi didik didik<br />
hepsi saklar kendini biliyorum ordalar<br />
zekeriya çavuşoğlu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.degisim-sanat.com/siir/490/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eller</title>
		<link>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/eller-2</link>
		<comments>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/eller-2#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Jul 2009 02:16:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Z. Çavuşoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÖZGÜR YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Çavuşoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Eller]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Çavuşğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.degisim-sanat.com/?p=397</guid>
		<description><![CDATA[Her gece hep aynı sesler böler uykusunu. Elinde değil bu. Bölünür uykusu işte. Yoo! Görevden yana vicdanı rahattır. Çocuğuna vurguncasına mesleğini sever. Gün boyu çalışır, didinir, hakkından gelir her işin. Hem de en iyi şekilde. Şiddetten hoşlanmaz, yumuşak karakterli, ince ruhludur. Sade yaşamı içinde, evi ve işi hemen hemen tüm zamanını kapsar, Öyle kahve, sigara, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her gece hep aynı sesler böler uykusunu. Elinde değil bu. Bölünür uykusu işte.</p>
<p>Yoo! Görevden yana vicdanı rahattır. Çocuğuna vurguncasına mesleğini sever. Gün boyu çalışır, didinir, hakkından gelir her işin. Hem de en iyi şekilde. Şiddetten hoşlanmaz, yumuşak karakterli, ince ruhludur. Sade yaşamı içinde, evi ve işi hemen hemen tüm zamanını kapsar, Öyle kahve, sigara, içki falan gibi alışkanlıkları yoktur. Bir arkadaş sohbetinin tatlı havasına kanıp da evine geç döndüğünü gören olmamıştır.<br />
Her gece hep aynı sesler böler uykusunu.</p>
<p>Düşmanı yoktur Allah&#8217;a şükür. Eli değnek görmemiştir ki, Silâha uzansın.</p>
<p><em>Sesler&#8230;</em><br />
Hep o kahrolası sesler böler uykusunu. Duvarlar yükselir dört yanından. Kapılar, pencereler ardına kadar açılır. Tüm gizli yönleri dökülür ortaya. Didik didik edilir hayalleri. Düşünceleri, duygulan kelepçeye vurulur, binlerce işkence ile önünden geçirilir.<span id="more-397"></span></p>
<p>Sonra koca koca, vücutsuz koca koca eller; gözsüz, kulaksız, ağızsız eller çıkar bir yerlerden. Üzerine üzerine gelirler. Birisinin baş parmağı kalbinin üzerine dokunur. Olanca gücüyle bastırır. Korkudan buz keser.</p>
<p>Kıpırdayamaz. Eller bu kez gözlerine uzanır&#8230; Gözlerini yumar. Ama boşuna. Acısını hissetmese bile gözlerinin yuvalarından çıkıp yere aktıklarını bilir. Olanca gücüyle, umutsuzca haykırır&#8230;</p>
<p><em>Sesler&#8230;</em><br />
Onlar da ellerle birlik. Binlerce el gibi beyninin içinde gezinip, dururlar. Önce düşman mitralyözleri gibi takırdarlar. Sonra aynı anda patlayan binlerce sahra topları örneği ardı ardına gürler, gürler, gün açana dek uykusunun her saniyesini dehşete boğarlar.</p>
<p>Vicdanı rahattır. Kötülük bilmez. Yürürken karıncayı ezmekten çekinir. Alnına konan sineği kovmaktan acizdir. Onların da yaşama haklarına en az kendisininki kadar önem verir. Gönül kırdığı görülmüş değildir. Karışmaz kimsenin etlisine, sütlüsüne&#8230;</p>
<p>Hep o kahrolasıca sesler böler uykusunu. Hep aynı binlerce el boğazındadır.</p>
<p>Sokaklarda takip ederler onu. Düşmanı yoktur, bilir ama sokaktaki yüzleri tanır.</p>
<p>Kâbuslarının elleri sokakta gezen insanlarda saklıdır. Uykusunun en tatlı yerinde boğazına çöken, yüreğini ezip ona dünyanın en korkunç acılarını tattıran eller hep bu sokaklarda gezerler.</p>
<p>Gündüz olunca hepsi sokağa çıkmışlardır şimdi. Söz birliği etmişçesine belli etmeden takip ederler onu. Yüzlerine hep o sahte, gülümseyen maskelerini takıp, gizlenerek onu izlerler. O, her şeyin farkındadır. Olandan, bitenden haberdar ve tüm güvenlik önlemlerini almış durumdadır. Belli etmez ama bu böyledir.<br />
Onu hep takip ederler. Bir tenhada yakalamak üzere ve yine boğazına çökmek üzere&#8230;</p>
<p>O, bilir bunu. Bildiği içindir ki, önünden giden insanların hareketlerini gözler. Ayrıntılı bir şekilde hesap yapar, açık vermez. Ardından sinsice yaklaşanlara da hazırlıklıdır. Beynindeki şaşmaz radar arkadan gelenleri de izler. Dört bir yanında olup bitenleri bu karmaşık radar sistemiyle anlamaya çalışır,çözüme ulaşır.</p>
<p>Karıncayı bile incitmez yürürken.</p>
<p>Ama yoo !!!&#8230; Bu kadarı da çok. Evet, evet dört bir yanı böylesine düşmanla kaynarken her türlü tehlikeye göz yumup, deve kuşları örneği başını kuma sokarak beklemek olacak iş değil&#8230;</p>
<p>Kararı karar. Postu ucuza satmak yok !&#8230;</p>
<p>Sağı solu kolaçan ederek aniden yan sokağa saptı. Yine hep aynı sesler takip etmekte onu. Makinalı sesleri, top gürlemelerine karışmakta. Büyük, kocaman kocaman eller var etrafında. Uzaktan daha binlercesi sessizce izlemekteler onu. Sesler beyninin içinde aç kurtlar gibi gittikçe vahşileşerek uluyorlar. Kuyruklarıyla kar fırtınaları yaratıp ortalığı toz dumana katıyorlar. Eller var boğazına doğru yürüyen. Ağızsız» gözsüz, kulaksız binlerce el&#8230; Görüneni de, görünmeyeni de beynindeki şaşmaz radarla kolaylıkla algılıyor. Sesler arttıkça yaklaştıklarını biliyor.</p>
<p>Ama bu kez durum başka. Yoo! öyle deve kuşları gibi kafayı kuma sokmak yok!&#8230; Tüm acımasızlığıyla yüreğine çöken, her gece gözlerini oyup çıkaran ellere teslim olmak yok.</p>
<p>Bu kez kararlı.<br />
Bu kez daha dikkatli, kendinden emin&#8230;<br />
«Ben sökeceğim onların gözlerini!&#8230;» diyor.<br />
«Ben yüreğine yüreğine çöküp en acı çığlıklarıy-la dünyayı dolduracağım. Kısasa kısas, acıya acı&#8230;»</p>
<p>Binlerce el, önünde, yanında, ardında. Bir el sessizce yaklaşıyor. Büyük bir el&#8230; Kalın kalın parmaklar. Ağızsız, gözsüz, kulaksız&#8230; Tanıyor.</p>
<p>Her gece yüreğine yüreğine çöken baş parmak sinsi sinsi bakıyor. Seslerin artmasından anlıyor bunu.<br />
On metre, dokuz metre, sekiz metre. Yedi, altı, beş, dört, üç, iki, bir&#8230;</p>
<p>Kurulu bir yay gibi kendini tutan bağlardan silkinerek kurtuluyor Her gece yüreğine yüreğine çöken eli, ince ama kararlı parmaklarıyla yakalıyor. Hapsediyor bırakmamacasına. Sıkıyor, sıkıyor, sıkıyor&#8230;</p>
<p>Düşman, onun ne kadar kararlı olduğunu anlıyor. Kaçmak İstiyor. Yağma mı var? Kararı karar. Ne olacaksa şimdi olacak.</p>
<p>Kaba bir küfür sesiyle beraber ensesinden bütün vücuduna doğru inip yayılan bir acıyla sarsılıyor. «Yine kalleşçe avladılar beni&#8230;» diyor. Midesi bulanıyor. Öğürmek istiyor, başaramıyor. Dizlerinin bağı çözülüyor sanki. Kendinden geçiyor.</p>
<p>«Deli mi ne?&#8230;» diyor biri.</p>
<p>Uzun boylu, uzun kollu, kocaman elli biri elinin baş parmağını oğuştururken : «Deli mi ne? Yumruğu indirmesem parmağımı kopartacaktı.»</p>
<p>Bir başkası : «Hayret tipi de hiç deliye benzemiyor. Akıllı, uslu biri gibi&#8230;»</p>
<p>«Öyle oğol!&#8230;» diyor yaşlıca biri. «İnsan kapalı bir kutu. Dıştan görünmez ya, içinde kim bilir ne sırlar gizlidir.»</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/eller-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

