Çalınan Mutluluk

Kalemi elinden bıraktı. Dirseklerini masaya dayayarak yüzünü elleri arasına aldı. «Güya mutluluğun tarifini yapacaktım.» diye düşündü. Demek ki insan tadamadığı şeyin anlatımını hayalî de olsa doğru dürüst yapamıyor.

Kalemini tekrar eline aldı. Yazısını iki tırnak içinde sınırlayıp, sağ alt yanına tarihini yazdı. «Son» dedi. Kalemi defterinin arasına koyup» kapadı.

Mutsuzluğu da yazsa kalem defterin sayfalan arasında mutluydu. Yalnız değildi hiç yoktan. O, kalemleri gözlerinin içi gülen küçücük bir bebeye benzetirdi. Ne yazarsa yazsın, yazdıklarıyla ağlamayan, yazdıklarıyla gülmeyen. Sözcüklerin ağladığı sayfalar arasında da güler, duygularını en çiçekli mutlulukları arasında da güler. Onun için yapraklar arasında olmak mutluluk. Hele ucunu da sık sık açarsanız yok mu?.. Keyfine diyecek yoktur. Sözcükler acı söylese de mutluluk yorganı olan yazılı sayfalar daha da bîr güzelleşir. Yumuşak ucu bir dantel inceliğiyle dokur çizgileri. Harfler bir gül bahçesi özenîyle biçim bulup, güzelleşir.
Devamını Okuyun »

Neydi o Sesler

Köy sustu. Kocaman gümüş bir topu andıran Ay soğuk gecenin içinde kalan tek canlı gibiydi. Zayıf ışığının aleviyle eyleşen bulutlardan rahatsız titreşip duruyordu. Bir an için iki bulut arasından köyü gözledi. Birkaç ışık huzmesi gökten inerek öğretmenin penceresinden içeriye sızdı. Solgun perdelerin arasından hırsızlama bir silkinişle ilerledi. Odayı boydan boya örten kilimin kırmızı nakışlarına takıldı, kaldı.

Köpekler kol geziyorlardı. Buzlu gecenin ayazında olası bir kurt baskını yemek canlarına mal olabilirdi. Kulakları tetikte uzun uzun uluyuşlarla bu yabansı gece içinde Öğretmen» yatağında biraz daha kıvrıldı. Gece soğuktu. Başını yorganın altına gizleyerek dizlerini karnına çekip büzüştü. Soğuk yatak bu ıssız evde ancak böyle ısınabiliyordu.
Devamını Okuyun »

Ağıt

Lojmanın kapısına ulaşan merdivenleri bir çırpıda çıktı. Üzerine çeki düzen vererek kapıyı üç kere saygılı bir şekilde tıklattı. Hava ayazdı. Öğretmen buz kesmiş odasında, sıcacık yatağından kalkmaya üşünerek kalan dakikaları sayıyordu. Kapı üç kere tıklayınca «Nöbetçi öğrenci olacak.» dedi. Üzerindeki çiçekli yorganını sıyırdı, attı. Beton lavabonun üzerindeki anahtarları alarak, dış kapıya doğru yürüdü, kapıyı yarı araladı.
Koltuğunda iki tezek kalıbı ve tutuşturacak kadar da geven bulunan öğrenci :
«Günaydın öğretmenim, anahtarı…»

«Günaydın Mehmet. Öteki nöbetçi arkadaşın gelmedi mi?»
«Geldi öğretmenim. Abdullah. Okulun kapisinde beni beklir.»
«Olmadı yine. Kapisinde değil, kapısında. Beklir değil, bekliyor. Öyle değil mi Mehmet?»
«Evet öğretmenim.»
«Peki şimdi gidin sınıfı iyice temizleyin. Sobayı da yakın, zil çaldığında sınıf iyice ısınmış olsun.»

Mehmet, «olur» anlamında başını salladı. Okul lojmanın az ilerisindeydi. Koşarak uzaklaştı.
Devamını Okuyun »

Bir Öpücüğe Barış

Öğleden sonra evdeydi. İki yaşlarında sarı bukleli, kıvırcık saçlı, pembe yanaklı, mavi gözlü kızlarını sabahtan öğleye kadar annesi, öğleden akşama kadar da babası bakıyordu. Çoklarına göre şanslı sayılırlardı. Çocukları hiç yoktan bakıcı elinde sevgisiz, bakımsız kalmıyordu. Sonra bu zamanda bakıcı bulmak kolay mı? Bulsan da acaba güvenilir bir insan mı? İstediğin terbiyeyi verebilecek mi? Doğrusu zor iş… Bakıcıya verilecek ücreti de cabası.

Öğleye kadar okulda ders anlatıp, kafa yormanın ardından küçük bir kahve sohbetinin, buğulu bir çayın, bir kaç el oyun oynamanın zevkine de doyum olmazdı hani. Ama çaresiz son zili bekler, koşarak dolmuşa biner ,evin kapısı önünde karısından nöbeti teslim alırdı.

Kızıyla olduğu saatleri çaresizlik sözüyle nitelememeli. Onun gözünde kızı bal küpüydü. Şeker, kaymak gibi tatlıydı. En güzel saatleri kızının dizine başını koyup uyuma numarası yaptığı saatlerdi. Kızı ona anne olur, ee! eee! diye ninni söyler, o da bu ninnilerle kendinden geçerek gözlerini kapayıp uslu bir çocuk gibi uyurdu.
Devamını Okuyun »

BİR ÖPÜCÜĞE BARIŞ’TAN, UMUTLARA DEĞMEZ KURŞUN’A

AKIN ERSÖZ _____________________________

Kime sorsanız, “Önce şairdir.” der Zekeriya Çavuşoğlu için. Bu ifade yanlış da sayılmaz. Şiirleri hep önde gelir öykülerinden. “Anadolu Destanı” ve “Sessiz Kalemlerin Öyküsü” yaşamın şiir tadında birer sunumudur. Ozanın dizeleri gümbür gümbür gelir ve sevdanın, aşkın ezgisi olur. Her kitap yeni güzellikler sunar, bir öncekini aşarak.

Öykülerini iki kitapta toplamıştır Zekeriya Çavuşoğlu. 1987 yılında yayımlanan “Bir Öpücüğe Barış” ilk öykü kitabıdır. On öykünün yer aldığı kitabı iki başlıkta toplamak mümkündür: Köy merkezli öyküler ve kent merkezli öyküler.

Yazar, köy merkezli öykülerde – “Alerji” öyküsünde olduğu gibi- köy yaşamından ve köyde bulunan genç bir öğretmenin yaşamından kesitler sunarak yaşanılan olayları aktarır. Kimi zaman da “Değirmen” öyküsündeki gibi köy gerçeği anlatılır. İnsanın yabancısı olduğu bir yerde, hele bir de ilk kez gurbete çıkmışsa farklı duyguları, düşünceleri ve gözlemleri yaşamasının güzel örneklerini sunar Zekeriya Çavuşoğlu.
Devamını Okuyun »

Kategori: ELEŞTİRİ
Sayfa: Prev 1 2