Benim Yavrularım

Elleri gökyüzüne uzanırcasına şükür doluydu. Çocukları gelmişti ya!… Ölümün soğuk elini her an omuzlarında hissediyordu. Ölüm uzak değildi. İç içe dost gibiydiler. Bir bütün gün yalnız geçen her dakikada, her saniyede kol kola yürüyen iki arkadaşçasına yakındılar birbirlerine.

Çocuklarına özlem duyardı, içini ezen, yüreğini kavuran bu duyguya dizgin vurmak ne mümkün!… Unutmak güç. Unutmak isteyen de kim zaten? Onlarsız günü mü vardı ki? Onları anmadan, onları düşünmeden geçirdiği bir saniye mi vardı?

Yukarıda Tanrı, içinde ateşten bir kor örneği sevgisini taşıdığı çocukları ile duasına başladı.
Minik haylaz çığlık çığlığa sürünerek önüne geldi. Sessiz mırıltılarla, doyumsuz bir sevecenlikle hareketlerini gözleyen bu mutlu yüze baktı. Sarı, kıvırcık saçlı başını tatlı okşayışlarına bıraktığı o pamuk gibi yumuşacık, sıcacık, sevgi dolu elleri bu kez hareketsiz görünce şaşırdı. Seccadenin üzerine kadar emekledi. Babaannesinin bacaklarına şımarık bir kedi sokulganlığıyla süründü. Sonra tekrar seccadenin üzerine düşerek neşeli bağırışlarla yuvarlandı. Türlü şaklabanlıklar etti.
Devamını Okuyun »

Allerji

Hava demir gibi. Sabah erken uyandım. Yatağım nispeten sıcak. Yorgandan dışarı değil kafamı, parmağımı çıkarsam soğuktan buz kesip donacak gibi. Kolumdaki saate bir göz atıp zamanı bile öğrenmekten kaçınıyorum. Okulun kapalı olduğu tatil günleri sabah uykusu nedense bu kadar tatlı olmuyor. Necmettin’in tatlı horultularını uzaktan uzaktan duyup Ona imrendim.

Ama ne çare… Bugün evde ana da ben, baba da. Çaresiz kalkıp çayı demlemek, kahvaltıyı hazırlamak, öğrencilere okulun anahtarını verip, sobalarını yakıp yakmadıklarını kontrol etmek de benim işim.Yorganımın arasından baktım; Necmettin’de kıpırdama yok. Uyansa da kıpırdamaz hınzır!… Hava demir gibi… Analık sırası da bende. Ama nasıl kalkmalı? Acaba saat kaç? Pek ilerlememiştir herhalde. Hem gecikseydik çocuklar kapıyı çalar, bizi uyandırırlardı. Hayır, hayır!… Daha vardır canım. Kulağım kirişte kıpırdamadan oyalandım. Necmettin üç kat, beş kat battaniye arasında yitiklere karışmış gibi. Nefes alış verişlerini duyuyorum. Kaç gündür nezle. Burnu hırlama sesine benzer bir ses çıkartıyor. Hava çok soğuk. Kat kat yorgan ve battaniyenin, kat kat pijama ve kazakların içinden bunu hissediyorum. Böylesine bir soğuk şimdiye kadar mümkün değil olsun. Evet, evet! Bugün şimdiye kadarkilerin içinde en soğuk gün. Dışarı cam gibidir. Buzdan bir dünyadan nefret ediyorum.
Devamını Okuyun »

Güneşin Saçları

Çocuk direnir, yatmak İstemez. Anne alttan alarak sesini tatlılaştırır.

«Hadi yat yavrum.»
«Yatmak istemiyorum.»
«Olmaz yavrum. Hiç yatmamış olur mu? Sonra minnacık kalır, büyümezsin. Değil mi yavrum? Haydi güzelim, hadi balım, şimdilik bizim yatakta yat, ben sonra seni alır buradaki yatağına yatırırım.»
«Sen de yat…»
«Anneler şimdi yatmaz.»

Çocuk üsteler:
«Sen de yat…»

Anne Ciddileşir:
«Hayır!…»
«Sen de yat.»
«Yatsana bee! Ömrüm seninle uğraşmakla mı gedecek? Ne gecen var, ne gündüzün. Ye derim yemezsin, yat derim yatmazsın, belâ mısın başıma? Yat da zıbar canını yakmayım ha!…»
Devamını Okuyun »

Değirmen

Recep Bey güldü. Mılık Ahmet de. Minnacık boyundan umulmayan hatırı sayılır bir sesle. Gürül gürül, görkemli, kalın bir sesti bu…

Koca ses çok önemli misafirlerin cılız kahkahalarını bastırdı. Bir anlık düşüncesizliğin verdiği kontrolsüz boşalımla köy odasının renksiz, soluk duvarlarında özgürce çınladı. Çok önemli misafirler rahatsız edilmişliklerinin verdiği tedirginlik içerisinde idiler. Mılık Ahmet’in solan gülücükleri odanın ortasında bir başına öylesine kalakaldı.

Üzerinde toplanan yabancı bakışları hissedince aklı başından gitti. Boyunu boşunu araştıran, her zer-
resinden, her noktasından bir anlam çıkarmay Iışan bu bakışlara cevap veremedi.

Düşünceler kalın bir sis bulutunun ardında yitiklere gitmişlerdi. Onlara ulaşabilmeyi ne kadar isterdi. Onlara ulaşabilmek için neler vermezdi.

Recep Bey öfkesini bakışlarına yükledi. Belli ede ede baktı. Yol yordam bilmez bu usulsüz cücenin terbiyesizliğini yüzüne vurmak görevini teklifsizce üstlenmişti.
Devamını Okuyun »

Eller

Her gece hep aynı sesler böler uykusunu. Elinde değil bu. Bölünür uykusu işte.

Yoo! Görevden yana vicdanı rahattır. Çocuğuna vurguncasına mesleğini sever. Gün boyu çalışır, didinir, hakkından gelir her işin. Hem de en iyi şekilde. Şiddetten hoşlanmaz, yumuşak karakterli, ince ruhludur. Sade yaşamı içinde, evi ve işi hemen hemen tüm zamanını kapsar, Öyle kahve, sigara, içki falan gibi alışkanlıkları yoktur. Bir arkadaş sohbetinin tatlı havasına kanıp da evine geç döndüğünü gören olmamıştır.
Her gece hep aynı sesler böler uykusunu.

Düşmanı yoktur Allah’a şükür. Eli değnek görmemiştir ki, Silâha uzansın.

Sesler…

Hep o kahrolası sesler böler uykusunu. Du* varlar yükselir dört yanından. Kapılar, pencereler ardına kadar açılır. Tüm gizli yönleri dökülür ortaya. Didik didik edilir hayalleri. Düşünceleri, duygulan kelepçeye vurulur, binlerce işkence ile önünden geçirilir.
Devamını Okuyun »

Sayfa: 1 2 Next