Bir Öpücüğe Barış
Öğleden sonra evdeydi. İki yaşlarında sarı bukleli, kıvırcık saçlı, pembe yanaklı, mavi gözlü kızlarını sabahtan öğleye kadar annesi, öğleden akşama kadar da babası bakıyordu. Çoklarına göre şanslı sayılırlardı. Çocukları hiç yoktan bakıcı elinde sevgisiz, bakımsız kalmıyordu. Sonra bu zamanda bakıcı bulmak kolay mı? Bulsan da acaba güvenilir bir insan mı? İstediğin terbiyeyi verebilecek mi? Doğrusu zor iş… Bakıcıya verilecek ücreti de cabası.
Öğleye kadar okulda ders anlatıp, kafa yormanın ardından küçük bir kahve sohbetinin, buğulu bir çayın, bir kaç el oyun oynamanın zevkine de doyum olmazdı hani. Ama çaresiz son zili bekler, koşarak dolmuşa biner ,evin kapısı önünde karısından nöbeti teslim alırdı.
Kızıyla olduğu saatleri çaresizlik sözüyle nitelememeli. Onun gözünde kızı bal küpüydü. Şeker, kaymak gibi tatlıydı. En güzel saatleri kızının dizine başını koyup uyuma numarası yaptığı saatlerdi. Kızı ona anne olur, ee! eee! diye ninni söyler, o da bu ninnilerle kendinden geçerek gözlerini kapayıp uslu bir çocuk gibi uyurdu.
Devamını Okuyun »


