<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Zekeriya Çavuşoğlu &#187; Gerçekleşen Düş</title>
	<atom:link href="http://www.degisim-sanat.com/tag/gerceklesen-dus/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.degisim-sanat.com</link>
	<description>Değişim-Sanat</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 21:38:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>BİR GARİP MASAL</title>
		<link>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/gerceklesen-dus</link>
		<comments>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/gerceklesen-dus#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2009 01:08:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Z. Çavuşoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÖZGÜR YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Gerçekleşen Düş]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Çavuşoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.degisim-sanat.com/?p=382</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Çevreye, onun güzelliklerine, onun mutluluk veren tılsımlı seslerine tutkunlaradır bu öykümüz. Gittikçe bozulan dünyamızdaki yok olan yeşilin, mavinin, beyazın ve diğer renklerin göklere yükselen çığlıklarına sağır kalmayanlaradır bu öykümüz.&#8221; O günler bir başka günlermiş. Elle tırnak, kaşla göz söz geçiremezmiş birbirlerine. Kötü olmak kolay, iyi olmak çok zormuş nedense. Dünya azgın bir rüzgar selinin önünde, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Çevreye, onun güzelliklerine, onun mutluluk veren tılsımlı seslerine tutkunlaradır bu öykümüz. Gittikçe bozulan dünyamızdaki yok olan yeşilin, mavinin, beyazın ve diğer renklerin göklere yükselen çığlıklarına sağır kalmayanlaradır bu öykümüz.&#8221;</strong></p>
<p>O günler bir başka günlermiş. Elle tırnak, kaşla göz söz geçiremezmiş birbirlerine. Kötü olmak kolay, iyi olmak çok zormuş nedense. Dünya azgın bir rüzgar selinin önünde, kendinden geçmiş bir halde sürüklenir dururmuş.</p>
<p>Kara kara bulutlar dolanırmış göklerde. Kara kara taneleriyle, kara kara yağmurlar düşermiş yer yüzüne. Biriken sular sel olup çağlar, önüne gelen her şeyi yıkıp geçermiş.</p>
<p>Yıldırımlar kaynaşırmış göklerde. Şimşekler tüm azgınlıkları ile gökleri yurt tutup, gözleri kör eden ışıklarıyla tüm canlıların yüreklerine bitimsiz korkular salarlarmış.<span id="more-382"></span></p>
<p>Kentler üst üste yığılmış beton yığınları gibiymiş. Kentler büyüdükçe yeşiller yok olur, ağaçlar dağların çok uzak ve ıssız köşelerine kaçışırlarmış. Çiçekler uzak dağ tepelerinin kuytularında bulunan kayaların gölgelerinde korkuyla titreşip, uzaktan beliren kötülük bulutlarının ağır ağır gelişlerini çaresiz gözlerle izlerlermiş.</p>
<p>Fabrika dedikleri koca koca binalar varmış, Binlercesi korkunç ağızlarıyla kara dumanlarını göklere salıp, kirli ve zehirli artıklarını o güzelim duru sulara bırakırlarımış.</p>
<p>Duru sular hayattı, Binlerce, yüz binlerce, belki de milyonlarca tür canlının yeri, yurdu, yaşam kaynağıydı. Rengârenk, çeşit çeşit, boy boy canlılardı bunlar.</p>
<p>Nereden çıkmıştı bu kara düşman ? Neden dünyalarını zehire boyamaya çalışıyordu ? Neden zevk alıyordu böylesine acı ve ızdırap vermekten ?</p>
<p>Onlar ağızsız, dilsiz varlıkiarmış. Onlar içinde bulundukları ortamı kavrayamazlarmış. Şikâyet e-demezlermiş. Hem şikâyet etseler de kim anlarmış dillerinden. Kim dinlenmiş onları ?<br />
Onlar düşünceden yoksun ama, duru sular içinde mutluluğu tadım tadım yaşayan güze! caniılarmış.<br />
Hangimiz şöylesine iç sıkıntılarımızdan arınıp elerin bir nefes alarak : &#8220;Oh ne güzel bir dünya, ne güzel bir yaşam !.. Ne kadar mutluyum Tanrım&#8230;&#8221; diyebiliyoruz. Evet, evet şöyle içten gelerek &#8220;Çok çok mutluyum i..&#8221; diyebilecek kaç kişi çıkabilir aramızdan.</p>
<p>Binlerce kara bulut kümesi çalmıştı içimizden mutlulukları. Güneşimiz, o can veren, yüzü mutluluklar devşiren güneşimiz koraya boyanmıştı. Yavaş yavaş karaya boyanıyordu tüm evren. Göklerden o tatlı cıvıltılar yok oluyordu. Serçeler, seğırcık kuşları, güvercinler, minik tarla kuştan ve adını sayamadığıma daha niceleri yurtlarını bıra-kıp, ırak orman diplerine sığmıyorlardı.</p>
<p>Gökten kara kara yağmurlar yağdıkça, duru suların rengi kaçar, kapkara bir renge dönüşür-müş,<br />
Aman Tanrım o nasıl çığlıklarım?. O sessiz çığlık-iar nice acının, ızdırabın ve ölümden kaçışın çığiıklarıymış, O sessiz çığlıklardan kulağı sağırla-şan dünya çaresiz gözyaşları dökerek evreni koca bir gözyaşı denizine çevirmişti.</p>
<p>Duru sular bir cehenneme dönmüştü artık. O eski, şen kahkahalar, ince bir hüzüne, korkuya ve aramdan yalım yalım kaynayan acılı ölümlere dönmüştü.<br />
O varlıklar ağızsız, dilsiz varlıkiarmış, Şikâyet edemezlermiş. içinde bulundukları ortamı kavrayamazlarmış. Kaçabilırlermiş sadece. Biteviye, korku dolu, bilinçsiz bir kaçışmış bu. Yollar karışır, eller ayaklar dolaşır, her şey birbirine girerlermiş.</p>
<p>Arkalarından kovalayan, o kara zehir saçan canavarlar amansızmış. Bırakmaziarmış peşlerini, Ölüme susamış bu canavaricrın önünden kaçmak çok güçmüş. Gün yirmi dört saat koşarlarmış. Kara canavarlar ölüm rüzgarları olur, sonsuz iştah-larıyla onlara aman vermezlermiş. Yorgunlar ve yılgınlar bir bir teslim olup ölümün kollarında sonsuz uykulara dalarlarmış, işte deniz kenarlarındaki kirli ve çirkin kumsallara vuran sessiz balıklar, yengeçler, karidesler, OT kestaneleri, deniz yıldızlan ve adını bilmediğimiz daha niceieri bu sonsuz uykuya dalmış zavallıcıklarmış.</p>
<p>Bu önceden böyle değildi. Dünya yine aynı dünyaydı, ama bulutları apaktı. Mavi bir deniz gibiydi gökyüzü. İç içeydi gökle deniz. Sevgileri yeşille el eleydi. Tanıkları rengârenk balıklar, kuşlar ve böceklerdi. Mutlulukları dudak dudak gülücüklerdi.</p>
<p>Çiçekler açardı dört bir yanda. Arılar bal devşirirdi petek petek. Karıncalar kış hazırlıklarını yaparken neşeli şarkılarıyla evreni coşkuya boğar, binlerce tohum gökten düşen inci taneleriyle çatlar, toprağa kök salıp, tomurcuklar açarlardı.</p>
<p>Ağaçlar meyvaya durur, dallarında binlerce yüz binlerce güzellik yurt edinirdi.</p>
<p>Ne güzeldi o günler. Günlerce toprak altında kalmış bir solucanın yeryüzüne dönüp, güneşe şöyle bir: &#8220;Merhaba&#8221; demesi ne güzeldi. Birazcık tembelce de olsa cırcır böceğinin şarkılarıyla çınlayan doğa, oynaşan sincaplar, buldukları bir parça peyniri kemiren fareler; güneşe dönen altın saçlı ay çiçekleri ne güzeldi. Her şey güzeldi. Mutluluk gülleri açardı dört bir yanda. Her şey, her şey çok güzeldi.<br />
Peki neydi evrenin üzerine çöken bu korkulu düş ? Neydi ak bulutları karaya dönüştüren, duru suları zehirleyen giz ?..</p>
<p>Bir şeyi unuttuk galiba. Evren, sadece denizlerden, hayvanlardan ve bitkilerden mi ibaretti ? Bütün bunlar ağızsız, dilsiz, düşünme yeteneğinden yoksun varlıklardı. Ya ağzı da, dili de olan, konuşan, düşünen varlıklar ?.. Onlar ne yapıyorlardı sahi ?</p>
<p>İnsan diyorlardı kendilerine. Her şeyi bilirlerdi.</p>
<p>Evrenin efendisi, sahibi, yöneticisiydiler. Beyinleri sonsuz bir enerjiyle yüklüydü. Hayaller görürlerdi. Engin, uzak dünyaların hayallerini. Bıkmak usanmak nedir bilmezlerdi. Gece demez, gündüz demez bu hayallerin peşinde koşar, yeni dünyalar yaratmaya çalışırlardı. Her şeyin, her işin bir kolayı vardı. Bulurdular. Bu yüzden dünyanın bir ucundan diğer ucuna seslenseler, sesleri duyulurdu. Ay&#8217;a, yıldızlara ol atıp, yaşam belirtileri ararlardı. İşte fabrikalar bu doymaz iştahlarının birer karşılığıydı. Hızla artan insan nüfusunu sığdıracak görkemli binaları gökleri deliyordu.</p>
<p>Kötü müydü yer, yurt sahibi olmak ? Kötü müydü evrenin en ırak köşelerine uzanmak ? Kötü müydü fabrikalar kurup yaşam koşullarını insanların yararına düzenlemek ? Değildi tabi&#8230; Bu onların en doğal hakkıydı. Mağaradan çıkmışlar, şimdi göklere uzanıyorlardı. Ne güzel, ne gurur verici bir ilerlemeydi bu.<br />
Bazıları bu bilinçsiz ilerlemenin karşısındaydı. İnsan düşünen, mantığıyla hareket eden, aklıyla doğruyu, eğriyi ayırdedebilen tek varlık değil miydi ? Öyleyse kendi zararına olacak gelişmeleri de sezinlemesi lâzım gelirdi.</p>
<p>Neydi göklerdeki kara bulutlar ? Neydi duru sularımıza çöreklenen korkulu düş ? Neydi etrafımızdan kuş cıvıltılarını alıp uzaklara götüren giz ? Bu sessiz çığlıklar, inleyişler, gözyaşları neydi ?<br />
İşte bunları bilmeliydi insan. Bilmeliydi ki, mutluluk mavi, yeşil ve kuş cıvıltılarındaydı. Çiçeklerde, denizlerdeki canlılarda, ağaç dallarında oynaşan rengârenk güzelliklerdeydi.</p>
<blockquote><p>Ve insan evrenin mutluluk veren gizlerini çekerken çevresini kirletmeden, bu güzellikleri yokei-meden ierlemenin yolunu biimeüydi. Çünkü çîricîn-likferle iç içe olmak onun doğasına aykmydı ve insan çirkinliklerle îç içe yaşayarak aradığı mutluluklara ulaşamazdı.</p>
<p>Bir garip masalmış bu. hayalle ge.çek arosı bir şe/. Görere akıirmş; görmeyene anlamak istemeyene ne desek boş. Ama dünya ne görenin, ne de görmeyeninmış ycmızca. Gözünü açarı her canlının, yaprağa duran her ağacın, mavide akıp giden balığın, havada uçan kuşun velhasıl her varlığın hakkı varmış bu uçsuz bucaksız evren üzerinde. Onlar ağızsız, dilsiz varlıklar;niş. Düşüne-mezlerrniş yarınları. Fabrika dumanları, suya karışan zehir, kıyıma uğrayan o güzelim veşll, karaya boyanan dünya, onlarca hiç bir şey ifade etmez-miş.</p>
<p>Onlar ağızsız, dilsiz, düşünceden yoksun yo ratıkiarmış, Düşünemezrnlşler yarınları.<br />
BİZLER AĞ&#8217;ZSiZ, DİLSİZ VE YARINSIZ olmayalım dostlar,</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/gerceklesen-dus/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kent Sanatçıları (SÖYLEŞİ &#8211; Bölüm 3)</title>
		<link>http://www.degisim-sanat.com/basindan/kent-sanatcilari-soylesi-bolum-3</link>
		<comments>http://www.degisim-sanat.com/basindan/kent-sanatcilari-soylesi-bolum-3#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Feb 2008 12:25:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Z. Çavuşoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[BASINDAN]]></category>
		<category><![CDATA[SAMSUN KENT SANATÇILARI]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Öpücüğe Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Gerçekleşen Düş]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Sanatçıları]]></category>
		<category><![CDATA[Samsun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.degisim-sanat.com/samsun_kent_sanatcilari/kent-sanatcilari-soylesi-bolum-3</guid>
		<description><![CDATA[Başka çalışmalarınız da oldu bildiğimiz kadarıyla… Evet. Kentimizde bizim örnek alacağımız, işleri koyup kotaran, bize yol gösteren kimse yok. Biz bu yoksulluk içinde yolumuzu yordamımızı kendim iz bulduk. Bu yüzden de birçok konuda önderlik etme durumuna düştük. Örneğin ilk müzikli şiir dinletisini gerçekleştirdim. Samsun’da iki kez yaptım bunu.Çok ilgi gördü, salonlar doldu. Aslında ben de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Başka çalışmalarınız da oldu bildiğimiz kadarıyla…</strong></p>
<p>Evet. Kentimizde bizim örnek alacağımız, işleri koyup kotaran, bize yol gösteren kimse yok. Biz bu yoksulluk içinde yolumuzu yordamımızı kendim iz bulduk. Bu yüzden de birçok konuda önderlik etme durumuna düştük. Örneğin ilk müzikli şiir dinletisini gerçekleştirdim. Samsun’da iki kez yaptım bunu.Çok ilgi gördü, salonlar doldu. Aslında ben de beklemiyordum böyle bir ilgiyi. Yalnız bir şey daha belirtmeden geçemeyeceğim. Yapılan şiir dinletisinde şiirler tamamen bana aitti. Kendi şiirlerimi sundum izleyenlere. Geniş bir kadromuz vardı. Tiyatrocular, müzisyenler, ışık, efekt, sahneye aktarılan görüntüler vs. Tam bir imeceydi anlayacağınız. Her zaman söylediğim gibi kent sanatçılığının ayrı ayrı güzelliklerinin sahneye aktarımıydı bu ve çok çok güzeldi. Kent Edebiyatçıları Gecesi de yine benim organize ettiğim<span id="more-62"></span> güzel bir geceydi. Bu gece de bir ilkti. Zannederim önümüzdeki yıl bu geceleri sürekli hale getirip kent sanatçılarıyla Samsunluları birbirleriyle kavuşturacağız.</p>
<p>Bir sanatçının yaptığı işe duyduğu saygı nedeniyle mahkemelerde hakkını araması ve bu savaşımı kazanması da önemli bir ilk olsa gerek.</p>
<p><strong>Peki diğer kitaplarınız hakkında neler söyleyebilirsiniz?</strong></p>
<p>Öykülerden başlayalım. &#8220;<strong>Bir Öpücüğe Barış</strong>&#8221; 1987’de yayınlandı. Öykülerin çoğu ilk öğretmenlik yaptığım Erzurum ili Çat ilçesi Köşeler Köyü’ndeki anıları içeriyor. 1971-1975 yılları arası kaleme alınmış öyküler. Birkaç öykü de Samsun kaynaklı, daha sonraki yıllara ait. &#8220;<strong>Bir Öpücüğe Barış</strong>&#8221; Kültür Bakanlığı Edebiyat ödülleri yarışmasında mansiyon ödülü kazanmıştı. İkinci öykü kitabım &#8220;<strong>Umutlara Değmez Kurşun</strong>&#8221; 1995 yılında yayınlandı. Bu kitaptaki öyküler kent kökenli öykülerdir. Çoğunlukla olaydan çok psikolojik iç söylemler önceliktedir. Bu öykülerin de çoğu anı öykü biçimindedir. Kendi yaşamından, duygusal iç dünyamdan, sevgilerimden, özlemlerinden, acılarımdan, sevinçlerimden, göz yaşlarımdan derin izler görebilirsiniz bu öykülerde. Başkalarının yaşamlarından aktardıklarım da yine az çok benden, benim kişiliğimden izler taşır.</p>
<p>&#8220;<strong>Gerçekleşen Düş</strong>&#8221; 1994’te basılmış masal kitabım. Kitabın sonundaki iki klasik masal dışında diğerleri tamamen benim yaratımım. &#8220;<strong>Gerçekleşen Düş</strong>&#8221; İnönü Üniversitesi’nin açtığı yarışmada Türkiye birinciliği ödüllüne değer görüldü. Masallar küçük büyük ayrımı yapılmadan yazıldı. Çoğu büyüklere yönelik masallar. Küçükler okuduğunda kendilerine göre bir şeyler algılarlar. Büyükler ise bu masallarda daha çok şeyler görebilirler. Çünkü masalsı görünse de anlatılanlar günümüzün bir aynası gibidir. Bir de &#8220;<strong>Türk Dili ve Edebiyatı Bilgileri Kaynak Kitabı</strong>&#8220;m var. Okul öğrencilerine yardımcı ders kitabı.</p>
<p>&#8220;<strong>Güz Yangını</strong>&#8221; üzerinde uzun yıllardır uğraştığım romanım. Henüz basım aşamasına gelmedi ama çok umutluyum ondan. İlk kez ‘aşk’ temasını derinine işlediğim bir kitap. Hem bu yönüyle hem de roman türünde bir çalışmam olması nedeniyle.</p>
<p><strong>Elinizde her türlü olanağın olduğunu düşünelim. Sanat adına neler yapmak isterdiniz?</strong></p>
<p>Size garip gelebilir ama bir şiir okulu açmak isterdim. Bunun garip yanı; bu okuldan şiir satarak para kazanılmaz düşüncesi. Doğrudur. Ben para kazanmak isterdim demiyorum ki, şiir okulum olsun istiyorum diyorum. Para umurumda değil. Bir yaşam sanat tutkunu gencecik insanlarla, hevesli çocuklarla hatta yaşı yaşımdan büyük bir dolu insanla hep şiirden konuşmak ne harika bir şey olurdu biliyor musunuz? Ama insanların krizden tepetaklak edilmiş dünyalarında artık sanata yer yok. Zaten sanatçılar da ekmek parası peşinde birer birer köşelerine çekiliyorlar. Ortalarda sanatçı diye salınıp gezenlere bakarsanız durumun vehameti daha iyi ortaya çıkar sanırım.</p>
<p><strong>Sanatta kirlenme diye bahsedilen bir oldu olduğunu söyleyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Aziz Nesin’in bir sözü var. “dört kişiden birinin şair olduğu bir ülke…” diye niteler ülkemizi. Ne kadar doğru. Hayatımızı hep kolaydan kazanmaya alıştırılmışız. Bir zamanın başbakanı bile “Benim memurum işini bilir” dememiş miydi? Hepimiz maşallah işimizi çok iyi biliyoruz. Hem de kestirmeden. Onun için sanatçılarımız da maşallah kestirmeden sanatçı oluyorlar. Akşam sevdiğini düşte gören sabah kalktığında şair kesiliyor. Notaları görse Arap saçı resmi sanacak kadar cahil kargalar başımıza bülbül kesilip ses sanatçısı oluyorlar. Hadi diğerleri bir yana ama şu kendini şair sanıp saçma sapan sözlerle orada burada tafra satanlar yok mu, öldürüyorlar beni. Yaşama şiir gözüyle bakmak isteyene bir sözümüz yok. Ama yazılan her sözü şiir olarak algılayıp, başkalarını da bu yanlış kanıya ortak etmek çok kötü. Her yürek yangını nasıl aşk değilse, akşamdan sabaha sayıklanan her söz de şiir değildir. Ahmet Arif koca ozan. Gerçek şair. Onca ömrü bir &#8220;<strong>Hasretimden Prangalar Eskittim</strong>&#8221; kitabına harcamış. Çok mu tembeldi yoksa şiirlerini damıttığı imbiği mi çok hassastı. Fuzuli’lerin, Yahya Kemal’lerin, Nazım Hikmet’lerin tek öncelikleri hep şiirden yanaydı.</p>
<p>Yani sözün özü Türkiye’mizde her şey öylesine karmaşık ve yanlış ki kimin ne olduğunu kavrayabilmek güç. Sanat emek ve alınteri isteyen bir iş. Güzelliği en hassas imbiklerden geçirip damıtmak gerek. Ama damıtılan buy güzelliği takdir edecek insanımız nerede? Çoğumuz “Bayıra karşı yatır beni, Tırmala beni kaşı beni…” şiirlerinden(!) zevk almıyor muyuz? O zaman sanatta bu kirlenme çok doğaldır sanırım. Artık birilerinin şair ya da yazar diye lanse etmelerine de eskisi kadar kızmıyorum. Ne yapalım? Atalarımızın dediği gibi “<em>kel başa şimşir tarak</em>”</p>
<ul>
<li><a href="http://www.degisim-sanat.com/samsun_kent_sanatcilari/kent-sanatcilari-soylesi-bolum-1" title="Söyleşi_1">Kent Sanatçıları (SÖYLEŞİ &#8211; Bölüm 1)</a></li>
<li><a href="http://www.degisim-sanat.com/samsun_kent_sanatcilari/kent-sanatcilari-soylesi-bolum-2" title="Söyleşi_2">Kent Sanatçıları (SÖYLEŞİ &#8211; Bölüm 2)</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.degisim-sanat.com/basindan/kent-sanatcilari-soylesi-bolum-3/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

