ANADOLU DESTANI – Kazım MEMİÇ
Destanlar ulusların açılmış kalp gözü, çözümlenmiş beyni ve çarpan yürekleridir. Var oluşun altın ışıklan destanlardan yansır. Yaşamanın onurunu sunar yıllar öncesinden yüzyıllar sonrasına, Doğallığının yanında, ulusa özgü, özgün duygusallıkla beslenirken yanlı gibidir. Epik düşler algılarda soylulaşır. Bütünü oluşturan parçalarda soluklar eklenir halka halka.
Ve bir gün görülür ki “Ulus” olmuş destanla-şan toplum. Töresiyle, görgüsüyle, algısıyla, yaratıcılık ve tüm bağlamlarıyla sırt sırta, el ele, göz göze bir toplum. Yaşamanın bilinciyle var oluşun gerçeklerini bir kıvılcımla tutuşturan Zekenya Çavuşoğlu‘nun “ANADOLU DESTANI“nı okurken böyle düşünmemek elde değil.
“Anadolu Destanı” Kurtuluş Savaşı’mızın soyluluğunu dile getirir. Apansız bir uğraşın içinde yeniden yaratılışın simgesidir Kurtuluş Savaşı. Öncesi ve sonrasıyla diriliğin bir anıtıdır. Hele hele o inanılması güç utku, Zekeriya Çavuşoğlu‘nun dilinde bir başka yer eder gönüllerde. “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözü Ulu Önder’in, daha bir gururla söylenir, Kurtuluş Savaşı Destanını okuyunca.
Devamını Okuyun »


