İNSAN ÇAĞI

“Ruhsal bir canlı olduğu bilincine varamayan insan ortak yaşam çekilmez hale geldiğinde dalga dalga ayaklanır.”*

NURETTİN TAŞÇI – İNSAN ÇAĞI

Henry Laborit, “Yaratıcı İnsan” adlı kitabında kovan mı yoksa arı mı canlıdır? diye sorar.**

Arıyı birey sayarsak, kovanın evrim geçirmiş bir hücre gibi işlediğini, türün ayakta kalması için bir düzenek olduğunu görürüz.

Oysa düşündüğümüzde, insan türü, vücutta gereksinme duyulmayan ya da anormalleşmiş hücre gibi görülüyor. Burada, “insan türü, yaşamı devam ettirecek bilinç olgunluğuna ulaşmış mıdır?” sorusu akla geliyor.

Yaşamın sürmesi için insanın dokusal gerekirliği ne kadardır? Yani insan türü olmasa ekolojik denge bozulur muydu? Hiç sanmıyorum.
Devamını Okuyun »

EDEBİYARGIÇ

Edebiyat, herkesi bağlayan anlamıyla uzun yolculuklar gibidir. Başa dönmesi zordur ve dönüşünüzde sizi bekleyen şeyler artık başka şeylerdir.

Yolculuklarında yenik düşenlerin yol kenarındaki soğumuş solukları, size yeni bir yön çizebilir, ya da yeni çizgi, yeni adres sizsiniz.

Değişim ve uyanış bazen bir ölümün ardından gelebilir. Edebiyat içindeki her devinim, yeni başlangıçlar için bir karşıduruşu beraberinde getirmedi mi? Gelenekçi olduğuna sığınarak eskiyi yineleyenler de yeninin bir ucuna tutunarak bu yolculukta ağır aksak yol almıyor mu?
Devamını Okuyun »

Eller

Her gece hep aynı sesler böler uykusunu. Elinde değil bu. Bölünür uykusu işte.

Yoo! Görevden yana vicdanı rahattır. Çocuğuna vurguncasına mesleğini sever. Gün boyu çalışır, didinir, hakkından gelir her işin. Hem de en iyi şekilde. Şiddetten hoşlanmaz, yumuşak karakterli, ince ruhludur. Sade yaşamı içinde, evi ve işi hemen hemen tüm zamanını kapsar, Öyle kahve, sigara, içki falan gibi alışkanlıkları yoktur. Bir arkadaş sohbetinin tatlı havasına kanıp da evine geç döndüğünü gören olmamıştır.
Her gece hep aynı sesler böler uykusunu.

Düşmanı yoktur Allah’a şükür. Eli değnek görmemiştir ki, Silâha uzansın.

Sesler…
Hep o kahrolası sesler böler uykusunu. Duvarlar yükselir dört yanından. Kapılar, pencereler ardına kadar açılır. Tüm gizli yönleri dökülür ortaya. Didik didik edilir hayalleri. Düşünceleri, duygulan kelepçeye vurulur, binlerce işkence ile önünden geçirilir.
Devamını Okuyun »

Kategori: ÖZGÜR YAZILAR

Nurettin Taşçı ile Söyleşi

Sevgili Nurettin TAŞÇI; uzun zamandır tanışıyoruz öyle değil mi! Gerçi bu tanışma henüz anlık iletilerden çok öteye geçememiş olsa da, bana “şişko” demenizden, birbirimize yakın olduğumuzu anlıyorum. Bu yakınlığa dayanarak, çok samimi bir söyleşi yapalım, ne dersiniz?

1) İlk olarak Orhan Pamuk ile başlayalım. Türkiye’nin “tartışmalı” bir Nobel Ödülü var artık! Siz bu konuda neler söylemek istersiniz? Pamuk ödülü hak etti mi? Ödül, Pamuk’un mu, yoksa Türkiye’nin mi? Bu ödül kimin?

Bence tartışmalı olan Nobel değil. Her konuda olduğu gibi tartışma zemini başka yönlere kaydırıldı. Pamuk’un romancı kimliği tartışılmıyor da söylediği iddia edilen sözleri tartışılıyor. Ödülü şimdi Orhan Pamuk aldı. Ancak birkaç yıl sonra, her yerde Türk Romancılığı ödül aldı diye söylenecek.
Devamını Okuyun »

KARINCALAR VE İNSANLAR

“Bir olmayı, bir olup güçlüklere karşı inançlı bir direnişle karşı koymayı; umutsuzlukları mutluluğa, sevgisizliği sevgiye döndürmeyi bilenleredir bu öykümüz.”

“Bir varmış bir yokmuş” dîye başlar masallar, biz de masalımızı öyle başlatalım. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak, çok uzak ülkelerin birinde bir yaşlı adam ve torunu yaşarmış. Yaşlı adam güngörmüş, gerçeği bilmiş, ak sakallı, temiz yüzlü bir İhtiyarmış. Aklın ve mantığın gücüne eren, uzağı görüp günün ve gecenin nelere gebe olacağı bilenlerdenmiş. Yılların deneyimini engin bilgisiyle harmanlayıp, çevresine ışık sunarmış.

Güç İnsanın özündeymiş. Kişi kendini tanıdıkça bu gücün farkına varır, akıl ve mantığıyla onu yönetmeyi öğrenirmiş. Aklın ve mantığın süzgecinden geçmeyen güç, ne zaman patlayacağı belli olmayan fırtınalar gibiymiş. Patlar, yıkar, sakinleşir ve susarmış, insan yöneteceği gücün sahibi iken kölesi olur, ne zaman eseceği belli olmayan kararsızlık rüzgârının önünde sürüklenir gidermiş.

Torununun ataklığı ve için için yanan volkanlar örneği yerinde duramayan, kabına sığamayan kişiliği de gözünden kaçmamış. Çocuk bir başkaymış. Ne eli çocuk eli, ne bileği çocuk bileğiymiş. Akranlarının yanında boyuyla poşuyla ve Tanrı vergisi gücüyle masallardaki bileği bükülmez koca devlere benziyormuş,
Devamını Okuyun »

Kategori: ÖZGÜR YAZILAR
Sayfa: Prev 1 2 3 4 5 6 7 ...33 34 Next