Aşk Olur

ask-olurAşık Veysel‘e “Aşk nedir? “ diye sormuşlar: ”Seversin,kavuşamazsın aşk olur. “ demiş. 

Ya seversen, ya kavuşursan?…

Seversin,kavuşursun. Bir süre gözünüz birbirinizden başkasını görmez olur. Bulutlar üstündesiniz. Dünya çiçekli bir cennet bahçesi gibidir size.

Sonra minnacık bir et parçası “merhaba“ der yaşama. Öylesine korumasız,öylesine güçsüz ve kırılgandır ki, dokunmaya kıyamazsınız. İçiniz sıcacık sular gibi kaynar. Coşkunuza sınır koymakta zorlanırsınız. Sanırsınız ki yüreğinizin bir parçası ayrılmıştır oradan. Tezcanlılık edip sarılmak gelir içinizden. Sarılıp o minnacık parçayı yüreğinize sokmak ve bir daha ayrılmamacasına orada hapsetmek…

Durulursunuz bir zaman sonra. Göğsünüzün üzerinde sıcacık, uygun bir yer yaparsınız ona. Sakin,huzurlu ve tüm tehlikelerden ırak. O minnacık sıcaklık aklınızı başınızdan alır. Farkındadır sanki bunun. Sizi duyumsamış gibi ağlamalarına “dur!” der. Yüreğinizin üzerine tünemiş bu minnacık et parçasının bir saatin tiktakları gibi aceleci nefes alıp verişlerini dinlersiniz sabahlara dek. Yerinizden kıpırdayamazsınız. Öyle put gibi, zamanı saatlere bölüp günün yorgun ışıklarına tel tel bağlarsınız. Gözlerinize uykusuzluğun acılı tuzları serpilmiştir, tınmazsınız. Ten tene dokunmuştur, yürek yürek üstüne gelmiştir, nefes nefese karışmıştır bir kez.

Acıkmıştır. Gözleri yumuk,ağzı şıpırtılıdır. Güçsüz kıpırdanışlarla aranmaya başlamıştır. Bilirsiniz bu sessiz aranışın ardı tufandır. Devinimsizlikten kaskatı kesilmiş bedeniniz isteksiz bir zorunlulukla anneyi uyandırır. Yüreğinizden bir parça kopmuştur yine.

O mutlu şıpırtılarla saldırır annesine. Sol kolunuz sancır. Yüreğinizin üstündeki o garip boşluğa hayret edersiniz.

Sonra ekmek kapınız olan işinize koşarsınız . İşler bitmez bir türlü. Bir an önce eve gitmeyi düşlersiniz hep.

Sonra arkadaşlarınızla ,arkadaşınız olmayanlarla hep onu paylaşırsınız. Hani “Kuzgun guk,benim yavrumdan güzeli yok…” diyesi.

Sonra bir an önce büyüse dersiniz .

Sonra ilk gülümseyişi aşktan sarhoş eder sizi. Sonra göz göze gelirsiniz. İçinizde volkanlar örneği ateşli yalımlar kaynaşır. Tüm sevgiler, tüm özlemler,tüm korkular orada toplanmıştır sanki. Bu tanrısal güzelliği bitesiye açlıklarla izlerken mutluluktan dolup taşarsınız. Yitirme korkusu cehennemin en derin çukurlarında yakıp yok eder sizi . Bir an içinde duygulardan duygulara sıçrar durursunuz.

Sonra pantolon,gömlek gibi giysilerde düşlersiniz onu . O daha çok küçüktür. Aldırmazsınız. İki ayağını birden soksan dolduramayacak patikler alırsınız ona. Hep daha büyük giysiler ,hep daha büyük ayakkabılar. O, sizin özlemlerinizin peşinden sessiz sedasız koşturarak gelir.

Sonra biçimlenir vücudu. Günler,aylar su gibi akar. “Gaga,gugu…” derken , “Babba…” deyiverir birden. Sevinçten çılgına dönersiniz. Dünya güneşin etrafında daha bir hızlı dönmeye başlar. Ayın koşuşturmasına göz yetiremezsiniz. Sonra sesler yükselir evde. Çığlıklar gırılagider. Vazolar devrilir,masa örtüleri yer değiştirir. Televizyonun yeni bir sahibi vardır şimdi. Sözcükler sıraya girer,küçük cümleler iddialı bir varlığın istekler zinciri olarak dökülüverir ardı sıra.

Akşam eve gelişinizde kapıyı açmazsınız hemen . Bir soluklanır,sizi tek yürek yapan parolanızı ıslıkla ünlersiniz. Bu saatler bekleyiş ve kavuşma saatleridir. Kapı ardında çılgın çığlıklarıyla bir el kapıyı tırmalar. Kapı açılır. Özlem ateşten bir top olmuş bedeninizi yakmaktadır. Kucaklaşırsınız koca koca . Öpüşür koklaşırsınız. Doyamazsınız,bu tanrısal kokuyu içinize çeker,evrenin en tatlı sarhoşluklarıyla sürüklenir gidersiniz. Hiçbir koku sizi böylesine alıp en uzak alemlere götüremez. Anlarsınız ki Tanrı yüreğinizde gül açar ,sayısız renkte  çiçeklerle bezenir dünya.

Sonra tüm yorgunluğunuz uçup gider. Çıkar kısa bir sahil turu atarsınız. Eve dönüş daha muhteşemdir. Saatlerce hoplamalar,zıplamalar,çığlıklar…

Sonra bir minnacık et parçası ruhunuzu ve bedeninizi yavaş yavaş ele geçirir.

Sonra bakarsınız ki evren onun etrafında dönmektedir. Gece ve gündüz hep onunladır. Yaşam,mutluluk,özlem ve korku hep onunladır.

Onsuz kalma korkusu ürpertir ruhunuzu . Yüreğinizden  parçalar sökülüp un ufak olur. Her ağlayışı eritip yok eder sizi. Küçücük bir hastalığını büyütüp dünyanızı acılara bezersiniz.

Sonra dersiniz: ”Ben onsuz ne yaparım ?”

O vazgeçilmeziniz olur.

Zaman bir kuş misalidir. Göz açıp kapayıncaya dek saçlar dökülür, aklar şakaklarda hüzünlü şarkılar söyler. Bir genç dolaşır evin içinde.  Kendine özgü dünyası,kendine özgü kuralları olan. Elinizden kayar gider bir şeyler. Yüreğiniz el vermez bu özgürlük çabalarına. Çaresiz katlanırsınız.

Yuvada kanat çırpma özlemiyle yanan biri vardır. Doğanın yasası böyle yazılmıştır, bilirsiniz.

Bir gün bu yavru kuş kanat çırpmayı öğrenmiştir. Uçar gider uzak diyarlara. Ufuklardaki kanat izleriyle eyleşirsiniz çaresiz. Özlemler dağlar içinizi, korkularınız depreşir.

O sizden vazgeçse de vazgeçemezsiniz. Bir türlü büyüyemez gözünüzde. Hep o minnacık et parçasıdır yüreğinizin üzerine tüneyen.

Yaşı elliye dayansa da bu hep böyledir.

O,sizin tek vazgeçilmezinizdir.

Sonra seversin,çok seversin,ayrılamazsın bir türlü.

AŞK OLUR….

Zekeriya Çavuşoğlu

Hakkında Z. Çavuşoğlu

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BİR GARİP MASAL

“Çevreye, onun güzelliklerine, onun mutluluk veren tılsımlı seslerine tutkunlaradır bu öykümüz. Gittikçe bozulan dünyamızdaki yok …

8 Yorum

  1. 7/C FAHRETTİN YOLCUDAG HARİKASINIZ

  2. çok güzel yazmışsınız hocam. yüreğinize sağlık.

  3. Çoluk çocuk yorum yapıyor bu adam da kendini kabaktan sayıyor ..Türk edebiyatı bu hale düştü sayenizde…

  4. Sayın “ŞUAN GREKLİMİ İSİM” adıyla seslenen okuyucum.Her şeye rağmen eleştirilerine teşekkür ederim.Çok anlamlı,çok seviyeliydi doğrusu.Ayrıca edebiyat dünyasını düşürdüğüm durumu da sizden öğrendim,çok üzüldüm.İnanın Orhan Pamuk’un aldığı Nobel ödülüyle benim hiç ilgim yok.
    Ben Samsun’da TÜRKÇE öğretmenliği yaparak geçimini sağlamaya çalışan kendi halinde bir öğretmenim.Sanırım siz de beni iyi tanıyorsunuz.Yoksa durup dururken kabak tarlaları arasından böylesi kabak tadında eleştirileri neden yöneltesiniz bana…
    Neyse “Baş dille tartılır.”der atalarımız.Ben yine öğretmenlik görevimi yaparak,yazım kuralları hakkında birkaç bilgi aktarayım size.Çoluk çocuk dedikleriniz bu hatalara pek düşmemişler.E ,ne de olsa okullu onlar,kabak tarlası mahsulü değiller.
    Efendim,kendinizi üç sözcük ve tam üç yazım yanlışıyla ne de güzel ifade etmişsiniz. Doğrusunu yazayım da öğrenin,Türk edebiyatının başına bir de siz bela olmayın. “ŞU AN GEREKLİ Mİ İSİM”
    Kabak tarlasına iyi bakın,sevgiler…

  5. Sitenin tamamını gezdim ve şiirlerinizi okudum sayın Zekeriya Çavuşoğlu. Yürekten saygılarımı sunuyorum. Bir destan ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi üstelik şiir tadında.

    Özel insanları çekemeyen çok olur. Biz bunlara günümüzün modern tabiriyle KABAK diyoruz.

  6. Sayın Kurtuluş,
    Şiirim hakkındaki düşüncelerinize teşekkür ediyorum. Tam otuz sekiz yılın ürünü onlar.Olumlu olumsuz yüzlerce eleştiri aldım.Hepsinde de belli bir düzey ve emeğe saygı vardı.Aslında ona da saygı duyup susacaktım ama her kimse kabak tarlalarını darmadağınık edip,edep perdesini silip atınca dayanamadım.Bu ilk kez değildi.Her kimse kanı bana ısınmamış olacak ki hakkımda atıp tutuyor.
    Bir gün bu ülkede de özgür ve yansız eleştirilerin yapılacağı,kabakların tarlaya ,insanlarınsa kinden,hasetten arınıp mutlu olacakları bir zamana erişmelerinin düşüyle size saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

  7. çiğdem çolak

    hocam harikasınız. hep öyleydiniz de… saygılarla.

  8. HEPINİZİ MIRC MIRC ÖPÜYORUM SIZDEN ÇUK ÇUK SEVİNİYORUM MALA APE HECİDEN SİZDE SELAM SÜYLÜYORUM BEN DEJİ FARİT MALAN MEZÜNÜYEM OKUME VE YAZME DERSİ ALDIM ORDEN SİZLERİ TERBİK EDİYEROM. BAŞARİDEN DİLİYOREM.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir