Eller

Her gece hep aynı sesler böler uykusunu. Elinde değil bu. Bölünür uykusu işte.

Yoo! Görevden yana vicdanı rahattır. Çocuğuna vurguncasına mesleğini sever. Gün boyu çalışır, didinir, hakkından gelir her işin. Hem de en iyi şekilde. Şiddetten hoşlanmaz, yumuşak karakterli, ince ruhludur. Sade yaşamı içinde, evi ve işi hemen hemen tüm zamanını kapsar, Öyle kahve, sigara, içki falan gibi alışkanlıkları yoktur. Bir arkadaş sohbetinin tatlı havasına kanıp da evine geç döndüğünü gören olmamıştır.
Her gece hep aynı sesler böler uykusunu.

Düşmanı yoktur Allah’a şükür. Eli değnek görmemiştir ki, Silâha uzansın.

Sesler…

Hep o kahrolası sesler böler uykusunu. Du* varlar yükselir dört yanından. Kapılar, pencereler ardına kadar açılır. Tüm gizli yönleri dökülür ortaya. Didik didik edilir hayalleri. Düşünceleri, duygulan kelepçeye vurulur, binlerce işkence ile önünden geçirilir.

Sonra koca koca, vücutsuz koca koca eller, gözsüz, kulaksız, ağızsız eller çıkar bir yerlerden. Üzerine üzerine gelirler. Birisinin baş parmağı kalbinin üzerine dokunur. Olanca gücüyle bastırır. Korkudan buz keser. Kıpırdayamaz. Eller bu kez gözlerine uzanır… Gözlerini yumar. Ama boşuna. Acısını hissetmese bile gözlerinin yuvalarından çıkıp yere aktıklarını bilir. Olanca gücüyle, umutsuzca haykırır…

Sesler…

Onlar da ellerle birlik. Binlerce el gibi beyninin içinde gezinip, dururlar. Önce düşman mitralyözleri gibi takırdarlar. Sonra aynı anda patlayan binlerce sahra topları örneği ardı ardına gürler, gürler, gün açana dek uykusunun her saniyesini dehşete boğarlar.

Vicdanı rahattır. Kötülük bilmez. Yürürken karıncayı ezmekten çekinir. Alnına konan sineği kovmaktan acizdir. Onların da yaşama haklarına en az kendisininki kadar önem verir. Gönül kırdığı görülmüş değildir. Karışmaz kimsenin etlisine, sütlüsüne…

Hep o kahrolasıca sesler böler uykusunu. Hep aynı binlerce el boğazındadır.

Sokaklarda takip ederler onu. Düşmanı yoktur, bilir ama sokaktaki yüzleri tanır. Kâbuslarının elleri
sokakta gezen insanlarda saklıdır. Uykusunun en tatlı yerinde boğazına çöken, yüreğini ezip ona dünyanın en korkunç acılarını tattıran eller hep bu sokaklarda gezerler.

Gündüz olunca hepsi sokağa çıkmışlardır şimdi. Söz birliği etmişçesine belli etmeden takip ederler onu. Yüzlerine hep o sahte, gülümseyen maskelerini takıp, gizlenerek onu izlerler. O, her şeyin farkındadır. Olandan, bitenden haberdar ve tüm güvenlik önlemlerini almış durumdadır. Belli etmez ama bu böyledir.
Onu hep takip ederler. Bir tenhada yakalamak üzere ve yine boğazına çökmek üzere…
O, bilir bunu. Bildiği içindir ki, önünden giden insanların hareketlerini gözler. Ayrıntılı bir şekilde hesap yapar, açık vermez. Ardından sinsice yaklaşanlara da hazırlıklıdır. Beynindeki şaşmaz radar arkadan gelenleri de izler. Dört bir yanında olup bitenleri bu karmaşık radar sistemiyle anlamaya çalışır, çözüme ulaşır.

Karıncayı bile incitmez yürürken.

Ama yoo !!!… Bu kadarı da çok. Evet, evet dört bir yanı böylesine düşmanla kaynarken her türlü tehlikeye göz yumup, deve kuşları örneği başını kuma sokarak beklemek olacak iş değil…

Kararı karar. Postu ucuza satmak yok !…

Sağı solu kolaçan ederek aniden yan sokağa saptı. Yine hep aynı sesler takip etmekte onu. Makinalı sesleri, top gürlemelerine karışmakta. Büyük, kocaman kocaman eller var etrafında. Uzaktan daha binlercesi sessizce izlemekteler onu. Sesler beyni nin içinde aç kurtlar gibi gittikçe vahşileşerek uluyorlar. Kuyruklarıyla kar fırtınaları yaratıp ortalığı toz dumana katıyorlar. Eller var boğazına doğru yürüyen. Ağızsız» gözsüz, kulaksız binlerce el… Görüneni de, görünmeyeni de beynindeki şaşmaz radarla kolaylıkla algılıyor. Sesler arttıkça yaklaştıklarını biliyor.

Ama bu kez durum başka. Yoo! öyle deve kuşları gibi kafayı kuma sokmak yok!… Tüm acımasızlığıyla yüreğine çöken, her gece gözlerini oyup çıkaran ellere teslim olmak yok.

Bu kez kararlı.

Bu kez daha dikkatli, kendinden emin…

«Ben sökeceğim onların gözlerini!…» diyor.

«Ben yüreğine yüreğine çöküp en acı çığlıklarıyla dünyayı dolduracağım. Kısasa kısas, acıya acı…»
Binlerce el, önünde, yanında, ardında. Bir el sessizce yaklaşıyor. Büyük bir el… Kalın kalın parmaklar. Ağızsız, gözsüz, kulaksız… Tanıyor.

Her gece yüreğine yüreğine çöken baş parmak sinsi sinsi bakıyor. Seslerin artmasından anlıyor bunu.
On metre, dokuz metre, sekiz metre. Yedi, altı, beş, dört, üç, iki, bir…

Kurulu bir yay gibi kendini tutan bağlardan silkinerek kurtuluyor Her gece yüreğine yüreğine çöken eli, ince ama kararlı parmaklarıyla yakalıyor. Hapsediyor bırakmamacasına. Sıkıyor, sıkıyor, sıkıyor…
Düşman, onun ne kadar kararlı olduğunu anlıyor. Kaçmak İstiyor. Yağma mı var? Kararı karar. Ne olacaksa şimdi olacak.

Kaba bir küfür sesiyle beraber ensesinden bütün vücuduna doğru inip yayılan bir acıyla sarsılıyor. «Yine kalleşçe avladılar beni…» diyor. Midesi bulanıyor. Öğürmek istiyor, başaramıyor. Dizlerinin bağı çözülüyor sanki. Kendinden geçiyor.

«Deli mi ne?…» diyor biri.

Uzun boylu, uzun kollu, kocaman elli biri elinin baş parmağını oğuştururken : «Deli mi ne? Yumruğu indirmesem parmağımı kopartacaktı.»

Bir başkası : «Hayret tipi de hiç deliye benzemiyor. Akıllı, uslu birisi gibi…»

«Öyle oğol!…» diyor yaşlıca biri. «İnsan kapalı bir kutu. Dıştan görünmez ya, içinde kim bilir ne sırlar gizlidir.»

Hakkında Z. Çavuşoğlu

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Allerji

Hava demir gibi. Sabah erken uyandım. Yatağım nispeten sıcak. Yorgandan dışarı değil kafamı, parmağımı çıkarsam …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir