<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Zekeriya Çavuşoğlu</title>
	<atom:link href="http://www.degisim-sanat.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.degisim-sanat.com</link>
	<description>Değişim-Sanat</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 21:38:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>UMUTLARA  DEĞMEZ  KURŞUN (ÖYKÜ )</title>
		<link>http://www.degisim-sanat.com/genel/umutlara-degmez-kursun-oyku</link>
		<comments>http://www.degisim-sanat.com/genel/umutlara-degmez-kursun-oyku#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 21:37:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Z. Çavuşoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ÖYKÜ - Bir Öpücüğe Barış]]></category>
		<category><![CDATA[burç]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyar]]></category>
		<category><![CDATA[kurşun]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİİR]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[terörist]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Çavuşoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.degisim-sanat.com/?p=551</guid>
		<description><![CDATA[Koyu bir karanlıkta yürüyor gibiydi. Ağızsız, gözsüz ve duyma yetisinden sıyrıl­mış. Beyni durmuş, düşünceleri yıkılmış, duyguları buz kesmişti. El yordamıyla araladı içindeki geceyi. Sessizce kendi içine çekildi. Küçük bir kavanozun içinde nefessiz, iki büklüm saatlerce durduğunu duyumsadı. Hiç­bir şey, hiçbir işaret, hiçbir ses, yıkılan o koskoca dünyadan ipuçları vermedi ona. Dü­şüncelerini yok etmek, duygularını bitir­mek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Koyu bir karanlıkta yürüyor gibiydi. Ağızsız, gözsüz ve duyma yetisinden sıyrıl­mış. Beyni durmuş, düşünceleri yıkılmış, duyguları buz kesmişti. El yordamıyla araladı içindeki geceyi. Sessizce kendi içine çekildi. Küçük bir kavanozun içinde nefessiz, iki büklüm saatlerce durduğunu duyumsadı. Hiç­bir şey, hiçbir işaret, hiçbir ses, yıkılan o koskoca dünyadan ipuçları vermedi ona. Dü­şüncelerini yok etmek, duygularını bitir­mek uğruna, o ağır. kaygan ve peltemsi sıvı içinde küçülüverip bir nokta, bir zerre ol­mayı düşledi. Kavanoz içinde, elleri, ayakları, başı ve ince bir çizgiden ibaret olan göz­leriyle bir ceninden farkı yoktu. Cenin ?.. Bilinçaltına yerleşmiş bir resim mi ? Bir ya­zının etkile­yen hayali mi yoksa ?.. Yoo, sorunun yanıtı bunlar olamazdı.</p>
<p>&#8221; Kavanoz içinde, elleri, ayakları, başı ve ince bir çizgiden ibaret olan gözleri ile cansız, sessiz bir cenin ?..&#8221; Şimdi bulanık düşüncelerin demir parmaklıkları içindeki hafızası, bu sorunun çözümü ile ölesiye bir savaşım içindeydi.</p>
<p>Sorunun yanıtını bulamadıkça bunaldı, rahatsızlık duydu. Beyni, sürekli değişen dü­şüncelerin ağırlığı altında ezildikçe, hafı­zası da eski parıltısını yitirir gibiydi. Artık es­kisi gibi her aradığını bıraktığı yerde bu­lamıyordu. Nedensiz bir unutkanlık, karanlık geceler gibi beyninin üzerine çöreklenmişti. Önceleri alabildiğine net olarak algıladığı re­simler, görüntülerini kaybetmiş, isimlerle in­san yüzleri arasındaki bağıntılar yok ol­muş­tu. Her zaman adlarıyla seslendiği insanları görünce adlarını anımsayamamanın utanç ve iç sıkıntısını yaşamaktan bıkmıştı. Bir video kaseti görüntülerinin adını bil­mediği bil­mem hangi manyetik bir akımla aniden zayıf­laması ya da yok olması gibi.</p>
</div>
<div>
<p>&#8220;Kavanozdaki kaygan, peltemsi sıvı içinde, ağzı ve gözleri birbirine paralel ince iki çizgi gibi, cansız ve sessiz bir cenin ?..&#8221; Nerden gelip takılıvermişti usuna. İnatçı bir dü­şünce jimnastiğine daldı. Nerdeyse tüm bilgilerini tek tek elden geçirdi. Bir film gibi her bir görüntüyü yeniden izledi. Hepsini netleştirip aralarında ilgiler kurdu. İşe yara­mayan­ları ivedi bir kızgınlıkla ayıkladı.</p>
<p>&#8221; Kavanoz içindeki cenin ?..&#8221;</p>
<p>&#8221; Kavanoz içindeki cenin ?..&#8221;</p>
<p>Belki yirmi, otuz kez bu cümleyi yine­ledi durdu. Nihayet aradığı görüntü, alabil­diğine netliğiyle, alabildiğine acı ve hüzün veren gerçekliğiyle, karanlıklara boğulmuş düşün­celeri arasından çıkıp geldi. Acılı yüre­ği bu anımsayışla bir anlık olsun rahatladı, mutlu oldu.</p>
<p>Kitabının basımını yaptırdığı matbaa yolunda rastlamıştı ona. Bir eczanenin cameka­nındaydı. İki ayrı kavanoz içindeydiler. Büyükçe iki ayrı kavanoz. Yüreği bunalarak, midesinde bulantılar duyarak bir süre incele­mişti onları. Birinde kaygan, peltemsi bir sıvı içinde ağzı ve gözleri birer çizgiden ibaret, kim bilir kaçıncı ayında yaşamdan zo­raki ko­partılmış bir cenin vardı. Diğerinde ise rengi donuklaşmış ama yine de o soğuk ve ürküntü veren görünümünden hiçbir şey kaybetme­miş kocaman bir yılan&#8230;</p>
<p>Yılanlar ve insanlar&#8230;</p>
<p>Öyküleri hep kötülükler üzerineydi yı­lanların. Eskilerin masallarından, bugünün en yeni söylemlerine kadar bu hep böyleydi&#8230; Yalan, ikiyüzlülük acı ve ölümdü taşımak zo­runda oldukları ağır yük. İnsanlardan uzakla­ra kaçıp ıssız bir taş dibinde mide sı­zıntısının çaresini düşünen en masum yılanın bile adı ağulanmış ölümdü.</p>
<p>Ya insanlar ?.. Adı sevgi, dostluk ve barış ile anılan insanlar ?.. Güzellikler, iyilik­ler ve ebem kuşağı renkli umutları, hayalleri ile öpücüklerle, gülücüklerle her şeye hük­me­den insanlar ?..</p>
<p>Yılanlar ve İnsanlar&#8230;</p>
<p>Öyküleri işte böyleydi. Ak ve karanın, iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin irice iki kava­noza sığdırılmış inanılmaz öyküleri&#8230; Öykü­leri binlerce yıl öteden böyle yazılmış, böyle çizil­miş, bize de böylesine anlatılmıştı. Ki­min yazdığını, kimin söylediğini hiç düşün­meden, bilinçsiz bir ön yargıyla, hep terazi­nin bir kefesinden yana yüklenmişiz. Hep bir yanda görmüşüz kendimizi. Yanlı olmayı da hak görmüşüz kendimize.</p>
<p>Sahi kimler yazmıştı yılanların ve in­sanların öyküsünü ?.,</p>
<p>Bu gece de düşünceleri karanlıklardan yanaydı. Gökleri kararmış, yıldızları sön­müş, yaşamı nankör bir sessizliğin yalnızlı­ğına bürünmüştü. Ağızsız, dilsiz ve yorgun­du. Yı­lanlardan ve insanlardan sıyrılıverdi düşünceleri. Gerçeğe döndü yine. Acılara, ateşlere ve uykusuzluklara gebe gecelere.</p>
<p>Yine insanlar yoktu sokaklarda. Adım sesleri bir bir sıcak düşlerle dolu evlere ta­şın­mışlardı. Bir gök, bir yer vardı evrende. Bir de kendisi. Söylemleri yalnızlık üstüne­dir hep&#8230; Bitmeyen bir şarkı, değişmeyen no­talar ve yalnızca onların duyabileceği sessiz bir müzik.</p>
<p>Hep bu saatlerde yıkılıverirdi içindeki tüm kaleler. Tüm siperler çöker, akıl ve mantık silâhları susardı. Gündüzleri çelik kesen sinirleri, hep bu saatlerde gevşer, laçkalaşır, kendini alabildiğine bırakıverirdi. En kötü güçsüzlük duygusallıktı galiba. Galibası da biraz fazlaydı. Ne zaman kendini duygu­sallığın kollarına bıraksa ölümle karşı karşı­ya kalmanın o ürkünç, o soğuk ve korku dolu huzursuzluğunu yaşardı. Düşünceler buz ke­serdi. Duygular yaşam sevgisinden uzaklaşır bilinmeyen bir yerlere doğru dört nala. uçar giderdi.Hep böylesi anlarda dönek bir hançer olurdu ölümüne düşünceler. Yüreğinin üzeri­ne çöreklenen bu ağır yüke, bir nefes alımı zaman bile bulamadan teslim olurdu.</p>
<p>Yine öyle oldu. Yine sancıdı yüreği. Eski bir ağrılı düşteydi sanki. Acılar silâh ku­şan­mış, en Ölümcül yüzleri, en acımasız yürekleriyle peşindeydiler. Kurşun gibi ağırdı ayakları. Kolları deviniminden sıyrılmış, ses­siz donuk ve güçsüzdü. Kızgın denizlerin tam ortasında sandı kendini. Ateş  denizlerinde nefes alamadan; eli, kolu bağlı, ne yapa­cağını bilemeden çırpındı durdu. Ölümü düşündü binlerce kez. Yandı ama yok olmadı. Ölümü çare bildi ama ölemedi işte&#8230; İlk kez o soğuk, o korkunç yüzlü ölüm güzel gö­ründü ona. Yaşamı boyunca hiç bir an böylesine istek duymadı ölüme. Böyle­sine sevgi duymadı böylesine gönül vermedi&#8230;</p>
<p>Bir el karanlık geceyi araladı. Işık yüz­lü bir İhtiyar göründü ona. Gözlerinden sevgi ve umut kıvılcımları serpiliyordu dört bir yana. Doğrulup kalkmak istedi oturduğu yer­den. Ama yapamadı. Beyninin içi alt üst oldu. Ölüm geriledi, düşünceler arınıp gizemli bir ışığa boğuldu. Sesi kadife gibi yumuşacık, tatlı ve sevecendi.</p>
<p>&#8220;Umutlara değmez kurşun, dedi ışık yüzlü ihtiyar. Bir kuş ölür yürek kafesinde, bir kuş uçar yücelere oğul. Umudunu kaybet­me. Takıl peşine o umut kuşunun. Gör ba­kalım nere uçar, gör bakalım nere gider. De­nemeden ölmek yakışır mı insan olana ? Görmeden, bilmeden kabullenmek var mıdır yaz­gıyı ?..&#8221;</p>
<p>İşte böyle dedi ışık yüzlü ihtiyar.Ya da ona mı öyle gelmişti acaba ?.. Uçurumun ucu­na kadar sürüklenmiş bir yaşam kendini boşluğa bırakmadan geriye dönüşün hesabını    mı yapıyordu ?</p>
</div>
<div>
<p>Her neyse, öyle ya da böyle. Yeniden atmaya başladı yüreği. Yeniden yaşama dön­dü sanki. &#8221; <strong><em>Umutlara değmez kurşun</em></strong>. &#8221; dedi. Ki­taplar, kağıtlar ve kalemler yanındaki seh­panın üzerinde sere serpeydiler. önce bir si­gara yaktı. Dumanını derin derin ciğer­lerine çekti bıraktı. Sonra kağıt ve kaleme sarıldı. İlk dizeler birkaç kalem darbesiyle beyaz kâğıt üzerine dökülmüştü.</p>
<p><strong> &#8221;umutlara değmez kurşun</strong></p>
<p><strong>  bir kuş ölür</strong></p>
<p><strong></strong><strong>ve bir kuş uçar yücelerden</strong></p>
<p><strong>dikilir burçlarına düşüncenin.&#8221;</strong></p>
<p>Pek beğenmişti yazdıklarını. Zorladı ama gerisini getiremedi. Hep böyle olurdu za­ten. Ne kadar uğraşsa boş. Söz bitti mi, ilham perilerinde dil susar, ağız mühürlenir, dize­ler eski tılsımını kaybederdi. Yazmak ola­naksızdır dizelerin geri kalanını. Artık kim bilir daha ne zamana tamamlanacaktır bu şi­ir ?..</p>
<p>Televizyonun kısık sesini yükseltti. Ha­berler okunuyordu, kulak verdi: &#8221; <em>Bosna-Hersek&#8217;te yaşanan kıyımın on yedi bin kurbanı çocuk&#8230;&#8221;</em></p>
<p>On yedi bin çocuk &#8230; Acıdan yana, ölümden yana çizilmişti yazgıları. Meyvaya duran çiçeklerin kar vurgununa gelmesi gibi dökülüp gitmişlerdi. Artık toprak üzerinde ilk­baharın muştucusu erik ve badem çiçekle­rinden eser yok. Yürek acılarına tuz bassın anneler. Yürek acılarına tuz bassın babalar. Gözyaşları denizler doldururken çığlıklar gökyüzünü tutarken, hangi mutlu haber unutturacak bu gerçekleri ? O acılı haykırışla­rın hesabını kimler üstlenecek ?</p>
<p>Kör dünya, sağır ve duyarsız dünya, dilsiz ve korkak dünya&#8230;</p>
<p>Bir bir kalelerimiz düştü işte. Vuruşa­rak çekilsek neyse. Hem ezildik, hem yara­landık, hem öldük. Ama ölülerin sessizli­ğinde, mezarlıkların suskunluğunda. Hep ge­riye kaç­tık Hep geriye, hep geriye&#8230; Kaça kaça, kaçacak yerimiz kalmadı. Ardımız dört duvar, ardımız kör karanlık&#8230;</p>
<p>Aydınlıkları darağacına çekti kötüler. Sesleri gür, silâhları güçlü. Çamur ve pislik dolu yürekleriyle dünyayı kana buladılar. Kan ve ölüm kokan en iğrenç yüzleriyle İşte bah­çemizdeler. İşte bir, iki, üç adım sonra da evimizdeler.</p>
<p>Biz sessiz, biz korkak, biz duyarsız&#8230; Yürekler kilitli, gözler kör, kulaklar sağır.</p>
<p>Bu düşünceler içinde yine o ışık yüzlü ihtiyarı görür gibi oldu. Bu kez konuşmadı ihti­yar, ama o söylemek istediklerini yüre­ğinde duyumsadı. Yine kağıda ve kaleme sarıldı.</p>
<p><strong> &#8221;bir darağacı kurulur aydınlık düşlere inat</strong></p>
<p><strong>  kan dolu sabahlar kucaklar ölümü</strong></p>
<p><strong></strong><strong>  ve </strong><strong>alıcı kuşları ihanetin, leş kargaları</strong></p>
<p><strong>   çöreklenir aydınlıklar üstüne</strong></p>
</div>
<p><strong>    sözler</strong> sıyrılıp da kınından</p>
<div>
<p><strong>dönek</strong> bir hançer olur</p>
<p>gök yıkılır, su bulanır ,gün döner</p>
<p>çığlıklar kucaklar ölümü</p>
<p>bir <strong>kuşun</strong> kanadından</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>bir</strong> kuş çırpınır</p>
<p>yankılanır çığlıkları</p>
<p><strong>suskun</strong> sahralarda</p>
<p>tüm gözler kör olur</p>
<p>kulaklar sağır</p>
<p>diller korkuya <strong>tutsak</strong></p>
<p>diriler gömülür toprağa habire</p>
<p>ölülerin <strong>suskunluğunda.&#8221;</strong></p>
<p>Spiker haberleri okumaya devam edi­yordu: <em>&#8220;&#8230; da </em><em>savaş </em><em>birinci ayını doldururken ölü sayısı &#8230; aştı &#8230; tam bir soykırım yaşan­makta.&#8221;</em></p>
<p>Ne kadar da uzaklara kaçmıştı sevgi kuşu. Acılar yaklaştıkça, gözyaşları arttıkça o, uzaklara çok uzaklara uçmasını sürdürü­yordu işte.</p>
<p>Haberin tam orta yerinde &#8221; <em>kurşun adres sormaz </em>&#8221; diyordu kurşun yürekli biri.  Kurşun­lara yol veriyordu binler. Yüz binlerin, mil­yonların haykırışları, tetik yürekli, namlu gözlü, dinamit beyinli insanların gürültüleri arasında yitip gidiyordu.</p>
<p>Ateş almaya hazır barut gibiydi insan­lar. Bir kıvılcım tüm sınırları, tüm bağları, tüm engelleri yerle bir edecekti sanki. Bil­mem hangi canlı programda, sunucunun ap­talca söylenmiş bir sözü ile kitleler ayağa kalkmış, televizyon binasının cam çerçevesi alaşağı edilmişti. Ne ilginçti şu insanlar. Sus­mayı ağırbaşlılık, hak aramayı dik başlılık sayan bizim insanımız. Onca adaletsizliğe, onca yoksulluğa, onca yanlışlığa karşın mı­rıldan­maktan öte tepki göstermeyen insan yı­ğınları bir anda alev almış ateşten bir top gibi hedef üzerine yönelmişti.</p>
<p>Spiker haberleri okumaya devam edi­yordu: &#8220;&#8230; <em>sapık </em><em>kendisini linç. </em><em>etmek </em><em>isteyen hal­kın </em><em>elinden, güvenlik güçleri tarafından zor kurtarıldı.&#8221;, &#8220;&#8230; köye baskın yapan terö­ristler </em><em>&#8230; va­</em><em>tandaşımızı </em><em>öldürdükten sonra kaçtılar.&#8221;</em></p>
<p>Yine içi bunaldı haberlerden. Yine mi­desi bulandı. Öfkeyle televizyonu kapattı.</p>
<p>İnsanları gördükleri sonra yılanlardan nefret etmedi artık. O, içine tiksinti veren korku silindi gitti. Soğukluğu, ona insanlar tarafından yapılan haksızlıkların utanç ate­şinde sımsıcak oldu. Ona dokunmaya hazır­lıklı değildi; ama ilk kez onu uzaklara itmedi. Kaçmadı ondan. Yaşamının tehlikelerle dolu savaşımını düşünüp sempati bile duydu ona. İlk kez düşlerinde yılanlar kovalamadı onu. İlk kez abartılmış, korkunç düşleriyle zehir­lerini vücuduna akıtmak için ayaklarına do­lanmadı yılanlar. Korkulu düşleri si­lindi yılanlardan yana.</p>
<p>Silah seslerinden, kandan ve baruttan yana suçları yoktu yılanların. Evrenin en in­san­cıl nötron bombalarını patlatan, en akıllı roketlerini ölümlerle yükleyip, silâhsız in­sanların üzerlerine gönderenler de onlar değildi. Uzun menzilli silahlarıyla spor niye­tine çoluk çocuk demeden insanları avlayan­ları gördükten sonra yılanlar dost geldi ona. İnsanlığından utandı. Yılanlar ve insanlar üzerine yazılmış öykünün utancını duyumsadı yüreğinin en uzak kö­şelerinde.</p>
</div>
<p>Özür dilemek silebilir miydi binlerce yılın ters yüz edilmiş bu yalancı söylemini?..</p>
<p>İnsanlardan korktu bu kez. Yılanlar gözüne dost göründü.</p>
<p>İhtiyar şiiri­nin son dizelerini fısıldadı ona :</p>
<p>&#8221; Umutlara değmez kurşun</p>
<p>bir kuş ölür</p>
<p>ve bir kuş uçar yücelerden</p>
<p>dikilir burçlarına düşüncenin</p>
<p>Silahlar <strong>gömülür</strong> toprağa</p>
<p>yürekler dile    gelir</p>
<p>yıkanır sevginin bengi <strong>suyunda.&#8221;</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonra çekilip gitti. Bir tutam ışık asılı kaldı karanlık du­varla­rın ötesinde.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.degisim-sanat.com/genel/umutlara-degmez-kursun-oyku/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ŞİİR  HAKKINDA BİRKAÇ  SÖZ</title>
		<link>http://www.degisim-sanat.com/genel/siir-hakkinda-birkac-soz</link>
		<comments>http://www.degisim-sanat.com/genel/siir-hakkinda-birkac-soz#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 21:12:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Z. Çavuşoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[dadaloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[fuzuli]]></category>
		<category><![CDATA[ozan]]></category>
		<category><![CDATA[ressam]]></category>
		<category><![CDATA[şair]]></category>
		<category><![CDATA[şair eşref]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİİR]]></category>
		<category><![CDATA[yunus yaşar]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.degisim-sanat.com/?p=538</guid>
		<description><![CDATA[Renklerinözündeki gizi en iyi ressamlar bilir.  Renkler, onların tanıdık fırçaların­da güzellikler dün­yasının hayranlık uyandıran görün­tüsü haline gelir­ler. Gizli bir dün­yadan gelmiş­çesine gizemli ve ken­dine bağlayıcıdır bu yapıtlar. Hal­buki o fırça bizim elimizde nasıl da ses­sizdir. Şiir de öyledir. Sözcüklerin gizi oza­nın bilici ellerindedir. Onlardaki ses ve müziği, anlam ve renk olgunluğunu an­cak ozanın yaratıcı gücü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Renklerinözündeki gizi en iyi ressamlar bilir.  Renkler, onların tanıdık fırçaların­da güzellikler dün­yasının hayranlık uyandıran görün­tüsü haline gelir­ler. Gizli bir dün­yadan gelmiş­çesine gizemli ve ken­dine bağlayıcıdır bu yapıtlar. Hal­buki o fırça bizim elimizde nasıl da ses­sizdir.</p>
<p>Şiir de öyledir. Sözcüklerin gizi oza­nın bilici ellerindedir. Onlardaki ses ve müziği, anlam ve renk olgunluğunu an­cak ozanın yaratıcı gücü fark edebilir. Ressam renklerin uyumundan güzel­likler yaratır; ozan sözcüklerin uyu­mundan müzik ve anlam dolu dizeler sıralar alt alta. Fuzûlî&#8217;ye göre ozanlık yeteneği bir Tanrı vergi­sidir. Bu arma­ğan yeryüzünde belli kişilere verilmiş­tir. Tanrı’nın en sevgili kulları olan Pey­gamberlere bile verilmeyen bu yetenek, ozanların neden yazmak zorunda olduklarının bir kanıtıdır. Nitekim dün­yaca ünlü bir ozana: &#8221; <em>Niçin yazıyorsu­nuz</em>? &#8221; diye sorulduğunda, yanıtı: &#8221; <em>Çünkü yazabiliyorum da ondan</em><em>!..</em>.&#8221; olmuştur.</p>
<p>Yazmak, ozan için yemek, içmek ve yaşayabilmek için havayı solumak ka­dar do­ğal bir gereksinimdir. Ruhsal bir boşalımdır. İçindeki güzellikleri insan­larla pay­laşmak, yaşadığı iç dünyasının kapılarını sıradanlaşmış  değil, yüce bir deyiş­le insanlara karşı ardına kadar açmak­tır. Anlaşılmaz diye nitelenen, bazen garipse­nerek dışlanan bu insanların çevresindekilere bir dost elidir şiir.</p>
<p>Ozanın dünyasında, kötülüklere haksızlıklara, ikiyüzlülüklere ve çirkinliklere yer yoktur&#8230; Silahı sözdür ozanın. Yolu güçsüzden yanadır. Haktan yana­dır, halktan yanadır,  doğru­dan yanadır. Bu yüzden en çok ozanlar zindanlarda çürümüş, sür­günler yemiş, dili uzun diye boğdurularak yok edilmiştir. Ama onun sesi büyük kitleleri hare­kete geçirmiş, yürekleri alevlendirilmiş, haksızın yüzüne acı bir kırbaç gibi in­miştir</p>
<p>Ozan:</p>
<p><strong><em> &#8221;Muini zalimin dünyada erbab-ı denaettir</em></strong></p>
<p><strong><em>  Köpektir zevk alan Sayyad-ı bi-insafa hizmetten&#8221;</em></strong><em> (N. Kemal</em>)</p>
<p>diyecek kadar yüreklidir. Çünkü Tanrının yeryüzündeki gölgesi olarak nitelenen padişaha, toplumun özgürlü­ğünü elinden aldığı için: <em>&#8220;Zalimin dünyadaki yardım­cısı kötü kişilerdir. İnsafsız avcıya hiz­metten zevk alanlar yalnızca köpek­lerdir&#8221;</em> diye seslenmek, kelleyi göze alıp ipe teslim etmek demektir.</p>
<p>Ozanın silahı sözüdür; ama, o her zaman korkusuzdur, yiğittir. Ne yenilmez sanı­lan güçler korkutur, ne de darağaçları, cellatlar susturabilir onu&#8230;</p>
<p>Ozan halkının dilidir. Söylemekten korktuğunu korkusuzca söyleyendir. Başkal­dırışıdır zalime, adaletsizliğe ve zulüme.</p>
<p>Bazen bir kılıçtır söz, bazen bir kılıçtan da keskin meydan okumadır.</p>
<p><strong><em>“Belimizde kılıcımız kirmani</em></strong></p>
<p><strong><em>  Taşı deler mızrağımın temreni</em></strong></p>
<p><strong><em>  Devlet hakkımızda yazmış fermanı</em></strong></p>
<p><strong><em>  Ferman padişahın dağlar bizimdir “</em></strong></p>
<p><em>                         (DADALOĞLU)</em></p>
<p>Söz ancak ozanın dilinde böylesine baş eğmez bir silah, dünyanın en güçlü sanılan büyüklerine kafa tuta, tüm güçsüzlüklerini yüzüne vuran yürekli bir ses olur.</p>
<p>Bazen ince bir alaydır ozanın dilinde şiir. Yüceltiyor zannederken yerin dibi­ne geçi­rir. Bazen sözünü sakınmaz, öf­ke olur, ateş olur, yakıp yıkar önüne ge­leni. Sel. olur karşı durulmaz, kötülerin korkulu yürek yangını olur, kabuslu gecelerine tü­neyen uykusuzluk olur.</p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>&#8220;Bizdeki sanatı taklid edemez Av­rupalı,</em></strong></p>
<p><strong><em>Sanma ahengi umumiye bu heyet kapılır,</em></strong></p>
<p><strong><em>Milletin ağzı açıldıkça kilit vur­mak için</em></strong></p>
<p><strong><em>Bab-ı Ali&#8217;de&#8221; ne sanatlı anahtar ya­pılır&#8221;</em></strong><em> (Şair Eşref)</em><strong><em></em></strong></p>
<p><span style="text-align: -webkit-center;">İşte Şair Eşrefin Meşrutiyet devrinin sansürcü kafalarını yeren dizele­ri. Yerginin sınırı yok Şair Eşref’te. O yanlışın, kötünün ve namussuzun kar­şısında susmaz.</span></p>
<p><strong><em>&#8220;Eylemem ölsem de kizbi ihtiyar,</em></strong></p>
<p><strong><em>Doğruyu söyler gezer bir şairim;</em></strong></p>
<p><strong><em>Bir güzel mazmun bulunca, Eşrafâ </em></strong></p>
<p><strong><em>Kendimi hicv eylemezsem kafi­rim.&#8221;</em></strong></p>
<p>Uzun söze ne gerek Şair Eşref ken­dini bile yermekten    çekinmez.   Ama en zor iş kişinin kendini yermesi, yerden yere vurması değil midir?</p>
<p>Ozan Hasan Hüsnü Durgun: &#8221; Ozan amansız sevdaların özsuyunu/ döker kendi göklerinden /sesinin atlasına &#8221;  diye anlatır şiiri. Şiire sevda ile başlar, yine onunla son noktayı ko­yar. Ozanın ger­çek yaşamıdır dizelerde okunan. İnançlarıdır, acılarıdır, mutluluklarıdır, yaşadığı­dır, yaşayamadığı­dır&#8230; Ama çığlıkları ağıtsızdır. Acıları ağıta dökmeden yaşar. Umudunu terk etmez hiçbir zaman. Geleceğe ve mut­luluğa inanır ve &#8220;<em>Yaşam dip­not iste­mez </em>&#8221; sözüyle noktalar &#8221; Ağıtsız Çığlık &#8221; adını verdiği şiir kitabını.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şiir, sonsuzluktur. Umudun bittiği yerde, direncin tükendiğinde aydınlıkların sön­düğünde hep o vardır. Tutuna­cak dal, gözlenecek yol, aşılacak diken­li tel, umuda çatlayan tohum, dağların ardından doğacak güneştir.</p>
<p>Biz de Ozan Yunus Yaşar&#8217;ın dizele­riyle nokta koyalım şiir adına söyleşi­mize. Sevgi adına, barış adına, dostluk adına;</p>
<p><strong><em>&#8220;Ben toprağı zorlayan göçeri çiçek</em></strong></p>
<p><strong><em>Gecenin koynuna çömelmiş </em></strong></p>
<p><strong><em>Umudun, sevdanın ve direncin </em></strong></p>
<p><strong><em>Yenik düştüğü yerlerde</em></strong></p>
<p><strong><em>Tekmil aydınlıkların yazılmamış şiiri</em></strong></p>
<div><strong><em>Sevincin devinmelerinde büyüyen maviyim&#8221;</em></strong></div>
<div><span style="font-size: small;"><span style="line-height: normal;"><br />
</span></span></div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.degisim-sanat.com/genel/siir-hakkinda-birkac-soz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİLİYORUM ORDALAR</title>
		<link>http://www.degisim-sanat.com/siir/490</link>
		<comments>http://www.degisim-sanat.com/siir/490#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 22:21:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Z. Çavuşoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[ŞİİR]]></category>
		<category><![CDATA[ATEŞZAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[BİLİYORUM ORDALAR]]></category>
		<category><![CDATA[GÖLGE]]></category>
		<category><![CDATA[gönül]]></category>
		<category><![CDATA[imge]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[nesimi]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[on iki eylül]]></category>
		<category><![CDATA[tren]]></category>
		<category><![CDATA[türkü]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Çavuşoşlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.degisim-sanat.com/?p=490</guid>
		<description><![CDATA[gün batar yüreğime vurulur prangalar binlerce kurt kemirir beynimi didik didik hepsi saklar kendini biliyorum ordalar sokakta bir gölge var bilmem kimi arıyor gecenin kanatları saplanmış yüreğine ateş denizlerinde bir salın küreğine tutunmuş/ yarasına ağuları sarıyor zaman uçup gitmekte yüzde derin çizgiler nakış nakış işlenip güne tarih düşüyor soluyor gün akşama biçiyor karanlığı içimde kan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>gün batar yüreğime vurulur prangalar<br />
binlerce kurt kemirir beynimi didik didik<br />
hepsi saklar kendini biliyorum ordalar</p>
<p>sokakta bir gölge var bilmem kimi arıyor<br />
gecenin kanatları saplanmış yüreğine<br />
ateş denizlerinde bir salın küreğine<br />
tutunmuş/ yarasına ağuları sarıyor</p>
<p>zaman uçup gitmekte yüzde derin çizgiler<br />
nakış nakış işlenip güne tarih düşüyor<br />
soluyor gün akşama biçiyor karanlığı<br />
içimde kan kızılı o çıldırtan ezgiler</p>
<p>bir sokak lambasıyım sarıldım ıssızlığa<br />
içerim geceleri kadeh elde körkütük<br />
kar yağıyor düşlere yılların boynu bükük<br />
bin yıl mahkum edildim yürekte yalnızlığa</p>
<p>gün batar yüreğime vurulur prangalar<br />
binlerce kurt kemirir beynimi didik didik<br />
hepsi saklar kendini biliyorum ordalar<br />
zekeriya çavuşoğlu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.degisim-sanat.com/siir/490/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ATAKUM   GÜZELLEMESİ –     zekeriya çavuşoğlu</title>
		<link>http://www.degisim-sanat.com/genel/atakum-guzellemesi-%e2%80%93-zekeriya-cavusoglu</link>
		<comments>http://www.degisim-sanat.com/genel/atakum-guzellemesi-%e2%80%93-zekeriya-cavusoglu#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Jan 2012 19:07:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Z. Çavuşoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Atakum]]></category>
		<category><![CDATA[gönül]]></category>
		<category><![CDATA[karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[sahil]]></category>
		<category><![CDATA[Samsun]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Çavuşoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.degisim-sanat.com/?p=480</guid>
		<description><![CDATA[Sırtını yasladığı yüksecik bir tepeden bakarsanız , cennetin dünyaya vuran doyumsuz aksini görürsünüz. Nazlı bir gelin gibi sessiz ve ürkektir. Deniz okşar ayaklarını , kumsallar ürperir belli belirsiz, adımlar yeni aşklara yelken açarlar… Doyumsuz bir nefestir o. Denizden tepelere doğru esen tatlı bir ağustos rüzgarı saçlarınızı okşar. Doya doya çekin ciğerlerinize, o nefes tüm zehirleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sırtını yasladığı yüksecik bir tepeden bakarsanız , cennetin dünyaya vuran doyumsuz aksini görürsünüz. Nazlı bir gelin gibi sessiz ve ürkektir. Deniz okşar ayaklarını , kumsallar ürperir belli belirsiz, adımlar yeni aşklara yelken açarlar…</p>
<p>Doyumsuz bir nefestir o. Denizden tepelere doğru esen tatlı bir ağustos rüzgarı saçlarınızı okşar. Doya doya çekin ciğerlerinize, o nefes tüm zehirleri , tüm sıkıntıları silip atacaktır bedeninizden. Ruhunuz tepeden tırnağa yeniden dirilecektir, daha bir tutkun bakacaksınızdır yaşama.</p>
<p>Sahil boyunca uzayıp giden ıslak kumsallar, sabahtan akşama dek seven özleyen, yaralanan, yüreklerin çiziktirilmiş izlerini taşır .</p>
<p>uyuyan kumsallar boyu<br />
Paramparça olmuş kalpler<br />
Yazılar, işaretler<br />
‘’ gitme kara kız …”<br />
Çığlık ve yangın<br />
Ne kadar kentlensek de<br />
Gayrı ayrılma vaktidir…</p>
<p>Böylesine tanımsız tutkuların, sevdaların, özlemlerin tanığıdır kumsallar. Ayşelere ,Ezgilere, Büşralara iliştirilmiş ; Onurlar, Giraylar ,Buraklar….Hepsi de akşamdan sabaha Karadeniz’in o kabına sığmayan köpüklü dalgalarıyla bir güzel silinir ,temizlenirler .</p>
<p>Her gün doğumu yeni aşklara gebedir. Sahiller boyu nakış nakış işlenen yeni sevdaların vazgeçilmez nağmeleri yeniden iliştirilir yaşamın o doyumsuz yapraklarına</p>
<p>İnsanıyla ,doğasıyla, deniziyle ; geçmişi ve geleceğiyle özeller içinde en özel olmanın adıdır Atakum&#8230; Bir sevdadır; şairlerin gönül imbiklerinden damıtılmış, dumanı üstünde tüten en taze , en anlamlı dizelerdir.</p>
<p>metin burmaAdına şiirler yazılır. Adına şarkılar bestelenir. Sahil boyunca tüm gönüllerin en duyarlı dizelerinden süzülmüş aşkın şarkıları dillendilir . En dokunaklı , en neşeli ya da en mutlu ezgilerle süslenir ışıl ışıl geceler.</p>
<p>Gün düşer denize .Atakum alev alır. Gök mavinin yüreği üstüne tüneyen ateş rengi bulutlar el ederler zamana… Kafelerde , müziğin ve çoşkunun rengarenk cümbüşüyle harmanlanır akşamlar. Sesler yükselir gönüller dolusu : “ Şu Metris’in önü bir uzun alan/ Bir tek seni sevdim gerisi yalan. “</p>
<p>Karadeniz’in coşkun dalgaları alır gider başını. Bir motor sesi gelir uzaktan. Alıterinin kokusu buram buram siner geceye&#8230;</p>
<p>‘’ Gah çıkarım gök yüzüne seyrederim alemi / Gah inerim yeryüzüne seyreder alem beni ‘’ türküsü tok bir dost ünleyişiyle alır götürür sizi uzaklara . Acaba dersiz ,Nesimi Atakum’u görseydi, başka cennet düşler miydi .</p>
<p>Halk iskelesi gece gündüz istim üstünde. Kadın ,erkek ya da çoluk çocuk , ayrım yok. Ellerde balık oltaları … Hani “ Gönül ne kahve ister ,ne ,kahvehane ; gönül sohbet ister kahve bahane ‘’ örneği… Maksat Atakum ‘un nefesini solumakta, onunla hem nefes olmakta . Oltada balık olsun ,olmasın ne çıkar .</p>
<p>Geceleri, insan nüfusunun kat be kat arttığı sahil gezi yolu rengarenk ışıklı bir ortamın sihirli duygularıyla gönülleri okşar .</p>
<p>Yazmakla anlatılamaz. Atakum . Gözlerinizle görmeden , kulak verip dinle-meden, ellerini tutmadan yaşayamazsınız Atakum ‘u. Bin bir sevdayı gönlünde barındıran Samsun kentinin o güzelim boynuna takılmış mücevherlerle süslü paha biçilmez değerde bir kolyedir o…</p>
<p>Atakum bir ülkü, bir aşk, bir yaşam biçimidir. Çağdaş ve uygar yarınlarımıza uzatılan yeni tomurcuklanmış güzeller güzeli bir goncadır. Onu sevmek ve kollamak aşkın ve aşıklığın şanındandır. Gelecekte çocuklarımıza bırakacağımız bu güzel cennet bahçesini büyük bir kıskançlıkla koruyup kollamak hepimizin boynunun borcudur. Yad eller değmesin, kuruyup kocaman çimento yığınları haline gelmesin diye..</p>
<p>Bir şiirse Atakum, bu şiiri yazan da okuyan da önemsenmelidir. Atakum ilçesinin kurucu belediye başkanı Sayın Metin Burma, gönlünü, emeğini vere-rek ve alınterini dökerek bu şiiri oluşturdu. Bizler okuyor, yaşıyor, tadına varı-yoruz. Bu şiir, daha çook dize götürür. Yazana da, okuyup anlayana, koruyup kollayana da minnet duyar , saygılarımızı sunarız. Yeter ki adı aşk olsun, uğruna ter dökülsün, emek verilsin…</p>
<p>Yani sözün özü, Atakumlu olmak böyle bir şey işte…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.degisim-sanat.com/genel/atakum-guzellemesi-%e2%80%93-zekeriya-cavusoglu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AŞIK HAYDAR SAZLI ( haydari ) &#8211; Zekeriya Çavuşoğlu</title>
		<link>http://www.degisim-sanat.com/genel/asik-haydar-sazli-haydari-zekeriya-cavsoglu</link>
		<comments>http://www.degisim-sanat.com/genel/asik-haydar-sazli-haydari-zekeriya-cavsoglu#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2012 12:21:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Z. Çavuşoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[aşık]]></category>
		<category><![CDATA[aşık haydar sazlı]]></category>
		<category><![CDATA[gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[halk şiiri]]></category>
		<category><![CDATA[kaygusuz abdal]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.degisim-sanat.com/?p=478</guid>
		<description><![CDATA[1956 Sivas doğumlu. İlkokulu ve ortaokulu Sivas’ta, öğretmen okulunu Gaziantep’te bitirdi. Sivas aşık geleneğinin bir sürdürümcüsü olarak şiirlerini kaleme alıyor. “ Sazlı “ soyadının aksine sazı sırtında yollara düşen bir aşık değil. Halk şiirinde terim olarak geçen “ kalem şuarası “ türünden bir ozan. Sazı yok, yalnızca söz gücüyle bu köklü geleneğe katkıda bulunmakta. Şiirlerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1956 Sivas doğumlu. İlkokulu ve ortaokulu Sivas’ta, öğretmen okulunu Gaziantep’te bitirdi.</p>
<p>Sivas aşık geleneğinin bir sürdürümcüsü olarak şiirlerini kaleme alıyor. “ Sazlı “ soyadının aksine sazı sırtında yollara düşen bir aşık değil. Halk şiirinde terim olarak geçen “ kalem şuarası “ türünden bir ozan. Sazı yok, yalnızca söz gücüyle bu köklü geleneğe katkıda bulunmakta.</p>
<p>Şiirlerinde memleket havasının solunduğu dizeler dile gelir. Anadolu’nun geleneklerine, törelerine, ve halk işi iğne oyası söylemlerine rastlarsınız dizelerinde. Anaların sevgiyle söyleşen dili, bebelerin özlemleri, babaların alınteriyle yıkanmış, emeğin en hasıyla sarmalanmış umutları kendi sesleriyle dile gelir. Bir Türkmen kilimi gibi rengarenktir, benzetmeler, mecazlar&#8230; Binlerce yıl ötelerden süzülüp imbiklerden damıtılmış halk kültüründen inci taneleri serpilmiştir şiirlerine.</p>
<p>Kaygusuz Abdal’ın, Kazak Abdal’ın, Aşık Veysel’in torunu olduğunu unutmamış, onların ötelerden duyulan seslerini günümüze taşımayı görev bilmiştir.</p>
<p>Turnaları vuran avcı korunmaz<br />
Yüreğinde kiri olan arınmaz<br />
Dertlerim dolaştı ucu görünmez<br />
Aşkın gergefinde al eyir beni<br />
…….<br />
Çalıyı, çırpıyı saklıyor gürgen<br />
Sarar mı herkesi sevdalı yorgan<br />
Bazı da iplikten olur ya urgan<br />
Pişkin gergefinde al eyir beni</p>
<p>Turnalar, halk şiirinde sevgiyle, saygıyla sarmalanan en dokunulmaz kuşlardandır. Sevdalı yüreklerin arasında aştan köprüler kuran gerçek gönül dostlarıdır onlar.</p>
<p>Kim ki sevdaya düşmüşse, üstüne üstlük bir de özlemlerle yoğrulup, ateşlerle kaynayan katran kazanları yüreğinde yurt tutmuşsa gözleri hemen turnaları arar. Turnalar her zaman yolu beklenen gönül sevdalarıyla özdeşleştirilmiştir. Onlar sevgiliye aşkın özlemini taşır, sevgiliden de aşkın kokusuyla sarmalanmış haberler getirir.</p>
<p>Aşık Haydari de aynı kaynaktan beslenmiş, özünden kopmamış; yaşadığı doğanın üzerinde yaşayanların ve binlerce yıl öteden günümüze kadar taşınan değeri ölçülemez bu zengin kültürün sesi, sözü ve sürdürümcüsü olabilmiştir.</p>
<p>Şiirlerindeki özgün betimlemeler, derin bir zekanın ürünü olan yergiler ve söyleyişindeki incelik Pir Sultan’da, Veysel’de, Aşık Ali İzzet’te en üst noktasına varmış Türk gelenek ve kültürünün kendi ruhunda olgunlaştırdığı bize özgü seslenişlerdir.<br />
“Öğretmenim “ adlı şiirinde ince yergiler yanında yine yöresel yaşamla ilgili söylemleri ve izleri buluruz.</p>
<p>Bellidir görevin topla mitili<br />
Kurutma bahçende fidan çitili<br />
Bakıp da yozlara kısma fitili<br />
Bekleme soğusun kışta, güzde gel.<br />
……<br />
Kolay mı cahillik sana direne<br />
Bazı yaya, bazı atla tirene<br />
Hızını ayarla basma firene<br />
Sağlamdır potinin koşup tezde gel.</p>
<p>Şiirde geçen “ mitil” sözcüğü yoksul minderi anlamındadır ve yöresel bir söz¬cüktür. Ama halk ona farklı anlamlar yüklemeyi de becerebilmiştir. Mitil, sözcüğü aynı zamanda mala mülke tapanlara karşı “ Ne varlığa sevinirim /Ne yokluğa yerinirim..” biçiminde Yunus’ça bir söylemdir aynı zamanda. “ Bir hırka bir post “ felsefesinin başka bir dışa vurumudur. “Yoz, çitil “ sözcükleri de yine Halk söyleminin işlek sözcüklerindendir. Çitil sözcüğü körpe fidan anlamındadır ki şiirde aydınlıklara özlem duyan öğrencileri ifade eder.</p>
<p>Aşık Haydari’nin bir şiirinde geçen “ gövde sakızını atar budaktan…” dizesi doğanın bir paçası olup onunla iç içe olmanın, onu yeterince tanıyabilmenin güzel bir örneği olarak çıkar karşımıza çıkar.</p>
<p>Gövdeyi bilen bilir, sakızı bilen bilir…Yüce dağ tepelerinde mekan tutmuş sa¬kız ağaçlarından çam sakızı kazıyıp da çiğnemeyen ne bilecek budaktan akan sakızı. O billurlaşmış sızma sakızı armağan almayan kıza ne demeli…Çobanın yüreğinden geçenlere yaban kalanlara ne demeli…</p>
<p>Aşık Haydari’nin şiirlerinde, bu köy havasının, insanlarının duygu, düşünce ve yaşam koşullarıyla harmanlanmış samimi, özgün bir anlatımını görürüz.</p>
<p>Atakum şiir akşamlarında tanıdığım bu öğretmen kökenli şairimizin sizlerle buluşmasını istedim. İstedim ki sizler de bu değerimizin farkına varasınız, hiç yoktan merak edip peşine düşesiniz. Kim bilir belki de bir gün her Cuma saat 19.00’da Atakum Nikah Salonu’nda yapılan şiir dinletilerinden birine yolunuz düşer onunla birlikte diğer sanatçılarımızla tanışır, sohbet edersiniz.</p>
<p>Sözümüzü yine Aşık Haydari’den bir şiirle noktalayalım.</p>
<p>OLSUN TAMAMI</p>
<p>Yıkılsın duvarlar şen olsun yayla<br />
Çözdüm karanlığı gökteki ayla<br />
Yiğit arşa çıkar isterse tayla<br />
Yeter ki nalının olsun tamamı</p>
<p>Var ise yürekte doğru anane<br />
Ufakmış cılızmış bulma bahane<br />
Bir fidan gölgesi değer cihana<br />
Yeter ki dalının olsun tamamı</p>
<p>Huylanmazsa arı olmaz haşarı<br />
Yemezsen iğneyi büyük başarı<br />
Sana bana yeter taşar dışarı<br />
Yeter ki balının olsun tamamı</p>
<p>İkrarına uy ki kalmasın lafta<br />
Doğrular doğrudur hep aynı safta<br />
Arama Cenneti öte tarafta<br />
Yeter ki gülünün olsun tamamı</p>
<p>Yiğit şaha kalkar vatansa mamur<br />
Nimeti bilirsen atılmaz hamur<br />
Gözün kapatırsan bulaşır çamur<br />
Yeter ki çulunun olsun tamamı</p>
<p>Yaşar iken ısmarlama kabirin<br />
Taşmasın eşikten çöpün gübürün<br />
Biri kısa ise dola öbürün<br />
Yeter ki kolunun olsun tamamı</p>
<p>HAYDARİ aç gözün yoksa düşecen<br />
İğneyi bekleme kendin koşacan<br />
Zamanı gelende esip coşacan<br />
Yeter ki dilinin olsun tamamı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.degisim-sanat.com/genel/asik-haydar-sazli-haydari-zekeriya-cavsoglu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

