Anasayfa / ELEŞTİRİ / ANADOLU DESTANI – Kazım MEMİÇ

ANADOLU DESTANI – Kazım MEMİÇ

Anadolu DestaniDestanlar ulusların açılmış kalp gözü, çözümlenmiş beyni ve çarpan yürekleridir. Var oluşun altın ışıklan destanlardan yansır. Yaşamanın onurunu sunar yıllar öncesinden yüzyıllar sonrasına, Doğallığının yanında, ulusa özgü, özgün duygusallıkla beslenirken yanlı gibidir. Epik düşler algılarda soylulaşır. Bütünü oluşturan parçalarda soluklar eklenir halka halka.

Ve bir gün görülür ki “Ulus” olmuş destanla-şan toplum. Töresiyle, görgüsüyle, algısıyla, yaratıcılık ve tüm bağlamlarıyla sırt sırta, el ele, göz göze bir toplum. Yaşamanın bilinciyle var oluşun gerçeklerini bir kıvılcımla tutuşturan Zekenya Çavuşoğlu‘nun “ANADOLU DESTANI“nı okurken böyle düşünmemek elde değil.

Anadolu Destanı” Kurtuluş Savaşı’mızın soyluluğunu dile getirir. Apansız bir uğraşın içinde yeniden yaratılışın simgesidir Kurtuluş Savaşı. Öncesi ve sonrasıyla diriliğin bir anıtıdır. Hele hele o inanılması güç utku, Zekeriya Çavuşoğlu‘nun dilinde bir başka yer eder gönüllerde. “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözü Ulu Önder’in, daha bir gururla söylenir, Kurtuluş Savaşı Destanını okuyunca.

Ayaklan bin yıllık ağaç kökleri gibiydi.” derken ulu bir çınar büyür gözlerinizde. “Ölüm denen duyguyu ve tüm korkulan yürekten, yıkar gibiydi. ” derken de çağlayan sularcasma coşkuyu ve sonsuzluğu yakalar gibiydi Çavuşoğlu.
Dize örgüsünün yalınlığı yanında, sözcükler arasında gizemli bir musiki de sezersiniz. Sözden söze, dizeden dizeye geçerken yaz sıcağında serin bir esinti içinde bulursunuz kendinizi. Sözcüklerle olayları ve duygulan örerken bir ses armonisi içinde şiirselliğin gizini de dokur Çavuşoğlu.

“Ne diyelim
Dileriz güzellikler ham gönüllerde bitsin
Çiçekler bezensin dört yanında evrenin
Çatlayan toprak dile gelsin
Yükselsin hep bir ağızdan barış türküsü
Silaha uzanan el
Güle gelsin,”

Anadolu Destanı” bir boşluğu doldurdu demeyeceğim. Benzerlerinin üstüne sağlam bir basamak kurdu. Gönül diler ki sözlü geleneklerle süren “Ulusal Bilinç” Dedem Korkut sesi, deyişiyle bütünleşsin ve başka Çavuşoğlu’lar, yeni seslerle eski türkümüzü bütünlesinler. Türkçemiz buna yeter. Türklüğün onur çizgisini anadilimiz Türkçe’nin duru pınarlarından, saf, köpüklü çağlayanlarından yeni yeni gönül erleri ırmaklar oluştursunlar. Denizler kadar engin birikimler gün ışığına çıksın ki uluslararasında “Kültür Parklarımız” olsun bizim de…

“BEN TÜRK’ÜM
NİCE SIRATLARDAN GEÇMİŞ BU AYAK
NİCE YAĞMUR
SEL GÖRMÜŞ.
NİCE FIRTINALAR ATLATMIŞIM
BEN TÜRK’ÜM
NE ZAMAN DARDA KALMIŞ
NE ZAMAN BUNALMIŞIM
TARİHİ BEN YAZMIŞIM.”

Anadolu Destanı‘nda bu örgü var. Yapıtın sözcük sözcük, dize dize yaratılışına tanık oldum, “Anadolu Destanı” doğarken yüreği kabar kabardı Çavuşoğlu’nun. Ozanın, duygusunu gerçeklere oturtma çabası her dizede, sayfada açıklıkla hissediliyor. Anılardan hayallere, görünümden gerçeklere bir sentezle ulaştığını görüyor, kronolojik bir dizinle “Kurtuluşun Mutluluğu”nu özümsüyorsunuz. Yapıtın bu yanı, dil olgunluğu yanında “Tarih” olgusunu da objektif bir bakışla irdeliyor. Karşınların anı ve gözlemlerinin yansıması yapıtı daha da canlı kılıyor,

“- Türkiye çökmek üzereydi. EITCHENEK : Hindistan Türkiye’yi bir eli arkasında bağlı olarak yenebilir’ diyordu.”

“Gordion’un kör düğümü misali, Çözülecek bıçakla kesilmiş gibi. Ve sanıldı ki,
Gordion’un kör düğümü misali Dağılacak kocamış Türk Devleti.”

Oysa beri yanda Türk Ulusunun kararlılığı vardı.

” ÖLENLER VATAN İÇİN ÖLDÜLER
VATAN İÇİN ÖLMEYE AHT İÇTİ GELENLER,”

Dizelerinde Mustafa Kemal’in sesini soluğunu hissetmemek mümkün mü ?

“Aha şart olsun Sarı Paşamız bilir Aha şart olsun ÖLÜN dese Göz kapalı gidilir. Çelikten bakışları var kî babam Deme gitsin…”

Dizelerinde güveni, gururu ve ölmezliği hissedersiniz,

İki bölümden oluşan yapıtın birinci bölümü Çanakkale’yi işler, Ulus özelliği vurgulanır. Çelik duvarları nasıl erittiğimizi destanlaştırır. İkinci bölümde son tablo çizildikten sonra Mustafa Kemal’in serüveni coşkuyla dile gelir. Kurtuluş çırasının ışığında Antep, Urfa, Maraş savunmalarında yöresel yiğitliklerin de parıltıları görülür. İçte ve dıştaki düşmanların eritilmesi Ulusumuza direnme gücü verir. “İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİr İLERİ !” emrinin onuru kendimize güveni berkitir.

“UYGARLİK YOLUNDA” bölümüyle ozan Zekeriya Çavuşoğlu, özlemlere, uzak düşlere dalar. Paylaşmamak mümkün değildir.

‘İşleyen demir örneği AKİL Çalıştıkça parıltısı MUTLULUK”

“Gül yanaklı şafak
Dağlardan doğunca karanlıklar üstüne”

“Ulaşıp yıldızlara KOŞMAK İSTİYORUM…”

“Anadolu Destanı” öğrencilerin, öğretmenlerin Türklük gururunu duyan herkesin okuması gerekli bir yapıt. Hele, ulusal duyguların zedelendiği, her şeyin madde ile ölçülmeye, değerlendirilmeye çalışıldığı bir dönemde okunması gerekli.
Umulur kî, paslı yüreklerde bir kıvılcım çakar.

“Kan akıttık ırmaklarca
Şimdi ter dökeceğiz.
Sürüp kara toprağı sevdan ile Uygarlık ateşinden
Beraber geçeceğiz
Yoksulsak da biliriz
Ölümüne sevmeyi
Bu çorak taşlara umut ektik
Bu çorak toprakta öğrendik
BÜKÜLMEDEN YÜRÜMEYİ.”

Çavuşoğlu yapıtını arı Özeniyle işlemiş. Yaşamanın bilinci, toplumsal gücün utkusu doruk-taşmış bir güzel
BİN YÜREK GİBİ GELİP BİR YÜREKÇESİNE YÜRÜYORDU / BİR NEFES GİBİ AKIP GÖNLÜMÜZE GİRİYORDU.” dizeleriyle de sevgi ve onurumuzu yüceltmiş.

İkinci baskısı daha da ilgi odağı olacağa benzer. Eklentilerin albenisi ve örgüsünde bunu görüyorsunuz.

SAMSUN SANAT DERGİSİ Ekim – 1990 / SAYI  III

Hakkında Z. Çavuşoğlu

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

ANADOLU DESTANI – Ahmet ÖZER

** Türkçe sözlükte destan maddesinin karşısında şu açıklamaya yer veriliyor : 1. Bir kahramanlık öyküsünü …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir