ONLAR
onlar ayakları yalın lime lime urbaları ve uçsuz bucaksız yolları “nedendir bunca zulüm nedendir bunca işkence he gülüm he gülüm nedendir gece ve gündüz yer ve gök arasında böylesine pervasız böylesine umarsız böylesine acımasızca dolaşan ölüm…” diyemeden aşanlardı. ve alnının çatısına iki kurşun değdiğinde siliniverecek sanılan bilmem hangi nâmus belâsının kanla çeliğe kesmiş en kör [...]
TARİH DENEN O HAİN KURMACA
kurşun ve şarapnel parçalarının uçuştuğu o cehennemî dünyanın tam orta yerinde yaşama korkunç bir istekle sarılan çaresiz insandır ıslak, kaygan pusularda bir başka insanın kurdu tir tir titreyen o karanlık gecenin puslu, silik perdelerini arala da bak tarih denen o hain kurmacanın çürüyüp kokuşmuş çöplüklerinde kan, gözyaşı ve zulüm cellat, kurban ve ölüm ve nice [...]
ACININ RENGİ
acının rengi her yerde aynıdır ağıtlar dar’a çekilen umutlar aynıdır dilsiz yüreklerin donmuş cesetlerin kör bir kurşuna tutsak sorgusuz sualsiz gidenlerin gözlerinde hayret aynıdır vurulup düşen her umut bir bebenin gözlerine çöreklenen hüzün ve bir şarapnel parçasında ölümün çığlıkları a y n ı d ı r . . .
TİMSAHIN GÖZYAŞLARI
“Sivas’ta yakılan otuz yedi güzel insanın anısına” ve pusuya yatmış öfkeler kararmış beyinler insanlığından sıyrılmış binler on binler ve alevler kaplarken çatıyı tekbir sesleriyle yangınlara salyalı dudakların soluk verişini gördüm ateşe salınan çığlıklar yakılan binlerce umut gözlerde ölümün dehşeti gözlerde çaresizlik gözlerde hep ne olup bittiğini