SAMSUN KENT SANATÇILARI

Elif İnanç

Samsun’da doğdu. Bütün öğrenimini Samsun’da tamamladı. 1975 yılında Samsun Eğitim Enstitüsü Resim Bölümünden mezun oldu. Fikri CANTÜRK, Hüseyin BİLGİN Adem GENÇ ve İsmail SARAY gibi değerli sanatçılardan öğrenim gördü.

1984 yılında lisans eğitimini tamamladı. 1975 yılında öğretmenliğe başladığı Balıkesir’den 1982 yılında geldiği Samsun Ondokuz Mayıs Lisesinde 1998 yılına kadar resim öğretmenliği yaptı.

1998 yılında emekliye ayrılarak, Samsun’da sahibi olduğu “MONA LİSA SANAT EVİ” ni kurdu. Burada çalışmalarını sürdürürken resim dersleri de verdi.
Devamını Okuyun »

Elif İNANÇ – Resim Sergilerinden

ELİF İNANÇ’IN MONA LİSA SANAT EVİ’DEKİ ÇALIŞMALARINDAN GÖRÜNTÜLER

  

ELİF  İNANÇ’IN  KENDİ  ÇALIŞMALARINDAN  BAZILARI


Devamını Okuyun »

Aşıklık Geleneği ve Samsunlu Aşık Erdemli ile Bir Söyleşi

“Zekeriya ÇAVUŞOĞLU”

“Oğlan doğruldu, ayağa kalktı, çalmak için kılıcının kabzasına yapıştı. Gördü ki elinde kopuzu var, ğerek” hikâyesinden alıntı yaptığımız bu küçük bölüme binlerce yıl yaşayagelmiş tanıdık söyler. Bre Kâfir, Dedem Korkut kopuzu hürmetine çalmadım, dedi: Eğer elinde kopuz olmasaydı ağam başı için seni iki parça ederdim, dedi.”

Dede Korkut Hikâyeleri, Türk ruhunun, yaşantısının, töresinin aynası gibidir. Onun her sözcüğünde kendinizi bulur, sevinir, yiğitlenir, onunla mutlu olursunuz. Dede Korkut Kitabı’nın” UşunKocaoğlu Seğrek Hikayesi’nde,halk şiiri geleneğimizin izlerini gördük. İçten bir yakınlıkla yüreğimiz kabardı, sevgi pınarları çağıldadı, hasretliğimizi giderdik.

Kopuz, yüzlerce, binlerce yıl Türk ruhunun inceliğini ve sanat zevkini Orta Asya’nın kuru bozkırlarında dile getirmiş ulusal bir çalgımızdır. Kutsal saymışızdır onu. Onu çalan kişiyi bağışlamış, kılıç vurmamışız.
Devamını Okuyun »

Kent Sanatçıları (SÖYLEŞİ – Bölüm 1)

Bir kenti paylaşmanın beklide en derin şeklini yaşar o kentin yazarları, şairleri… “Bir kentte yaşamak başka şeydir, o kent kimliğinin bilinçli bir üyesi Zekeriya Çavuşoğluolmak başka…” diyor Zekeriya Çavuşoğlu. O her zaman havasını soluduğu, suyunu içtiği, yollarında yürüdüğü bu kentin, Samsun’un bilinçli ve üretken bir üyesi olmaya çalışmış. Kimi zaman övülmüş, kimi zaman yerilmiş ama yazmaktan, çaba harcamaktan, üretmekten vazgeçmemiş. Ne diyelim? Sevdikleriyle, kızdıklarıyla, bitmeyen enerjisiyle bu kentin sanatçılarından biri var bu ayki söyleşimizde.

Samsun kültürünün içinde yoğrulan, gelişen ve üreten bir sanatçı olarak hep sizi “Kent Sanatçıları” söyleminin şemsiyesi altında gördük. Sanki bu yönde özel bir çabanın öncülüğüne soyunmuş gibisiniz. Son programınızda da yine aynı söylemi gördük. “Kent Sanatçıları” Neden bu? Amacınız ne?

Bildiğiniz gibi afişimizin başına “Kent Sanatçıları Edebiyat Gecesi” diye bir başlık koyduk. Çok mu iddialı bir sözdü bilmem ama yönümüzü, hedefimizi belirliyordu. Bir arkadaş afişimizin başındaki o yazıyı görünce hafif alay kokan, bıyık altı bir gülüş fırlattı bana. Sesimi çıkarmadım, öfkemi dizginledim, yanıt vermeye değer bulmadım. O da kendini sanatçı olarak niteliyordu oysa… Sustum çünkü kargaların bile bülbüller gibi şakımaya çalıştığı ülkemizde insanın kendi olmaya çalışması hem güç bir işti, hem de bazılarına göre olanca gücüyle sel gibi akan ırmakları tersine çevirme çabasından başka bir şey değildi. “Oynama şıkıdım şıkıdım” toplumun yönü, izi belirsizleştirilmiş kişileri değil miydik hepimiz? Yani herkesin biraz Amerikan, biraz İngiliz, biraz Alman, Fransız ya da Arap olmaya çalıştığı dünyada biz tutup onların deyimiyle Globalleşme (küreselleşme) tutkularına çomak sokmaya çalışıyorduk. Her şeyin iyisi, her şeyin en güzeli bizden olmayanlarda değil miydi? Sustum doğal olarak.
Devamını Okuyun »

Kent Sanatçıları (SÖYLEŞİ – Bölüm 2)

Hem şair, hem de düzyazı kitaplarınız yayınlandı. Sizce şiir mi yolsa düzyazı mı öncelikli?

Her ikisi de evlat. Biri ötekinden ayrılır mı? İlk yapıtım bir şiir kitabı. “Anadolu Destanı” 150 sayfalık uzun bir şiir… Ardından öykü kitapları, masal kitabı ve gazete, dergi yazıları… Öncelikli olarak şairim tabi. Öykülerime ya da diğer yazılarıma baktığınızda bu önceliği hep fark edeceksiniz. Düzyazılarımda da hep şiirsel bir örgü, şiirsel söylem ve tad bulacaksınız. Bu biraz da benim aşırı duygusal iç dünyamla ilgili galiba. Yüreğiyle dünyayı algılayan bir insanım. Bu yüzden de yaşamım bir çok hatalarla dolu. Çok istesem de mantığımın sesine değil, yüreğimin sesine kural veririm. Bu da şiirsel bir bakıştır evrene… Bana dizelerimi bağışlayan bu duygusal yoğunluktur sanırım.

Ama bazı yazılarınızda dilinizin oldukça sivri olduğu görülüyor. Eleştirilerinizde de oldukça keskin bir üslup kullanıyorsunuz.

Doğrudur. Bu benim en belirgin yanım. Sevdiğimi yüreğimin en değerli yerinde konaklatırken, kafama taktığımı da yerin dibine batırmaktan hiç çekinmem, ama bu ayrımı öncelikli olarak çok iyi tespit etmeliyiz. Sevilenler bellidir de şu sevilmeyenler kimlerdir? Onları iyi tanımamız gerek.

Bizler ülkemizin en zor dönemlerinden çıkıp geldik. 70′leri gördük, 80′lerin en çalkantılı dönemlerini yaşadık. Ölüm korkusuyla sokağa çıkmadığımız günler oldu. Okulumuza devam etmekten korktuk. Gazetelerimizi, dergilerimizi gizli gizli okuduk. Yazdıklarımızı köşe bucak sakladık. Baskıya, teröre, ikiyüzlülüğe, her türlü iğrençliğe, göz göre göre yapılan yanlışlara karşı direnirken ne kadar güçsüz kaldığımızın farkına vararak en büyük yıkımları yaşadık. Bütün bunlara rağmen bizim yıkılmaz ideallerimiz vardı. Bu ülkeye, bu ülke insanına borçlarımız vardı. Hep bu bilinçle sarıldık işimize.
Devamını Okuyun »

Sayfa: Prev 1 2 3 4 Next