<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Zekeriya Çavuşoğlu &#187; ÖZGÜR YAZILAR</title>
	<atom:link href="http://www.degisim-sanat.com/category/ozgur-yazilar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.degisim-sanat.com</link>
	<description>Değişim-Sanat</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 21:38:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Eller</title>
		<link>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/eller-2</link>
		<comments>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/eller-2#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Jul 2009 02:16:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Z. Çavuşoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÖZGÜR YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Çavuşoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Eller]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Çavuşğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.degisim-sanat.com/?p=397</guid>
		<description><![CDATA[Her gece hep aynı sesler böler uykusunu. Elinde değil bu. Bölünür uykusu işte. Yoo! Görevden yana vicdanı rahattır. Çocuğuna vurguncasına mesleğini sever. Gün boyu çalışır, didinir, hakkından gelir her işin. Hem de en iyi şekilde. Şiddetten hoşlanmaz, yumuşak karakterli, ince ruhludur. Sade yaşamı içinde, evi ve işi hemen hemen tüm zamanını kapsar, Öyle kahve, sigara, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her gece hep aynı sesler böler uykusunu. Elinde değil bu. Bölünür uykusu işte.</p>
<p>Yoo! Görevden yana vicdanı rahattır. Çocuğuna vurguncasına mesleğini sever. Gün boyu çalışır, didinir, hakkından gelir her işin. Hem de en iyi şekilde. Şiddetten hoşlanmaz, yumuşak karakterli, ince ruhludur. Sade yaşamı içinde, evi ve işi hemen hemen tüm zamanını kapsar, Öyle kahve, sigara, içki falan gibi alışkanlıkları yoktur. Bir arkadaş sohbetinin tatlı havasına kanıp da evine geç döndüğünü gören olmamıştır.<br />
Her gece hep aynı sesler böler uykusunu.</p>
<p>Düşmanı yoktur Allah&#8217;a şükür. Eli değnek görmemiştir ki, Silâha uzansın.</p>
<p><em>Sesler&#8230;</em><br />
Hep o kahrolası sesler böler uykusunu. Duvarlar yükselir dört yanından. Kapılar, pencereler ardına kadar açılır. Tüm gizli yönleri dökülür ortaya. Didik didik edilir hayalleri. Düşünceleri, duygulan kelepçeye vurulur, binlerce işkence ile önünden geçirilir.<span id="more-397"></span></p>
<p>Sonra koca koca, vücutsuz koca koca eller; gözsüz, kulaksız, ağızsız eller çıkar bir yerlerden. Üzerine üzerine gelirler. Birisinin baş parmağı kalbinin üzerine dokunur. Olanca gücüyle bastırır. Korkudan buz keser.</p>
<p>Kıpırdayamaz. Eller bu kez gözlerine uzanır&#8230; Gözlerini yumar. Ama boşuna. Acısını hissetmese bile gözlerinin yuvalarından çıkıp yere aktıklarını bilir. Olanca gücüyle, umutsuzca haykırır&#8230;</p>
<p><em>Sesler&#8230;</em><br />
Onlar da ellerle birlik. Binlerce el gibi beyninin içinde gezinip, dururlar. Önce düşman mitralyözleri gibi takırdarlar. Sonra aynı anda patlayan binlerce sahra topları örneği ardı ardına gürler, gürler, gün açana dek uykusunun her saniyesini dehşete boğarlar.</p>
<p>Vicdanı rahattır. Kötülük bilmez. Yürürken karıncayı ezmekten çekinir. Alnına konan sineği kovmaktan acizdir. Onların da yaşama haklarına en az kendisininki kadar önem verir. Gönül kırdığı görülmüş değildir. Karışmaz kimsenin etlisine, sütlüsüne&#8230;</p>
<p>Hep o kahrolasıca sesler böler uykusunu. Hep aynı binlerce el boğazındadır.</p>
<p>Sokaklarda takip ederler onu. Düşmanı yoktur, bilir ama sokaktaki yüzleri tanır.</p>
<p>Kâbuslarının elleri sokakta gezen insanlarda saklıdır. Uykusunun en tatlı yerinde boğazına çöken, yüreğini ezip ona dünyanın en korkunç acılarını tattıran eller hep bu sokaklarda gezerler.</p>
<p>Gündüz olunca hepsi sokağa çıkmışlardır şimdi. Söz birliği etmişçesine belli etmeden takip ederler onu. Yüzlerine hep o sahte, gülümseyen maskelerini takıp, gizlenerek onu izlerler. O, her şeyin farkındadır. Olandan, bitenden haberdar ve tüm güvenlik önlemlerini almış durumdadır. Belli etmez ama bu böyledir.<br />
Onu hep takip ederler. Bir tenhada yakalamak üzere ve yine boğazına çökmek üzere&#8230;</p>
<p>O, bilir bunu. Bildiği içindir ki, önünden giden insanların hareketlerini gözler. Ayrıntılı bir şekilde hesap yapar, açık vermez. Ardından sinsice yaklaşanlara da hazırlıklıdır. Beynindeki şaşmaz radar arkadan gelenleri de izler. Dört bir yanında olup bitenleri bu karmaşık radar sistemiyle anlamaya çalışır,çözüme ulaşır.</p>
<p>Karıncayı bile incitmez yürürken.</p>
<p>Ama yoo !!!&#8230; Bu kadarı da çok. Evet, evet dört bir yanı böylesine düşmanla kaynarken her türlü tehlikeye göz yumup, deve kuşları örneği başını kuma sokarak beklemek olacak iş değil&#8230;</p>
<p>Kararı karar. Postu ucuza satmak yok !&#8230;</p>
<p>Sağı solu kolaçan ederek aniden yan sokağa saptı. Yine hep aynı sesler takip etmekte onu. Makinalı sesleri, top gürlemelerine karışmakta. Büyük, kocaman kocaman eller var etrafında. Uzaktan daha binlercesi sessizce izlemekteler onu. Sesler beyninin içinde aç kurtlar gibi gittikçe vahşileşerek uluyorlar. Kuyruklarıyla kar fırtınaları yaratıp ortalığı toz dumana katıyorlar. Eller var boğazına doğru yürüyen. Ağızsız» gözsüz, kulaksız binlerce el&#8230; Görüneni de, görünmeyeni de beynindeki şaşmaz radarla kolaylıkla algılıyor. Sesler arttıkça yaklaştıklarını biliyor.</p>
<p>Ama bu kez durum başka. Yoo! öyle deve kuşları gibi kafayı kuma sokmak yok!&#8230; Tüm acımasızlığıyla yüreğine çöken, her gece gözlerini oyup çıkaran ellere teslim olmak yok.</p>
<p>Bu kez kararlı.<br />
Bu kez daha dikkatli, kendinden emin&#8230;<br />
«Ben sökeceğim onların gözlerini!&#8230;» diyor.<br />
«Ben yüreğine yüreğine çöküp en acı çığlıklarıy-la dünyayı dolduracağım. Kısasa kısas, acıya acı&#8230;»</p>
<p>Binlerce el, önünde, yanında, ardında. Bir el sessizce yaklaşıyor. Büyük bir el&#8230; Kalın kalın parmaklar. Ağızsız, gözsüz, kulaksız&#8230; Tanıyor.</p>
<p>Her gece yüreğine yüreğine çöken baş parmak sinsi sinsi bakıyor. Seslerin artmasından anlıyor bunu.<br />
On metre, dokuz metre, sekiz metre. Yedi, altı, beş, dört, üç, iki, bir&#8230;</p>
<p>Kurulu bir yay gibi kendini tutan bağlardan silkinerek kurtuluyor Her gece yüreğine yüreğine çöken eli, ince ama kararlı parmaklarıyla yakalıyor. Hapsediyor bırakmamacasına. Sıkıyor, sıkıyor, sıkıyor&#8230;</p>
<p>Düşman, onun ne kadar kararlı olduğunu anlıyor. Kaçmak İstiyor. Yağma mı var? Kararı karar. Ne olacaksa şimdi olacak.</p>
<p>Kaba bir küfür sesiyle beraber ensesinden bütün vücuduna doğru inip yayılan bir acıyla sarsılıyor. «Yine kalleşçe avladılar beni&#8230;» diyor. Midesi bulanıyor. Öğürmek istiyor, başaramıyor. Dizlerinin bağı çözülüyor sanki. Kendinden geçiyor.</p>
<p>«Deli mi ne?&#8230;» diyor biri.</p>
<p>Uzun boylu, uzun kollu, kocaman elli biri elinin baş parmağını oğuştururken : «Deli mi ne? Yumruğu indirmesem parmağımı kopartacaktı.»</p>
<p>Bir başkası : «Hayret tipi de hiç deliye benzemiyor. Akıllı, uslu biri gibi&#8230;»</p>
<p>«Öyle oğol!&#8230;» diyor yaşlıca biri. «İnsan kapalı bir kutu. Dıştan görünmez ya, içinde kim bilir ne sırlar gizlidir.»</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/eller-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KARINCALAR VE İNSANLAR</title>
		<link>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/karincalar-ve-insanlar</link>
		<comments>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/karincalar-ve-insanlar#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2009 01:13:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Z. Çavuşoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÖZGÜR YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[bir varmış]]></category>
		<category><![CDATA[bir yokmuş]]></category>
		<category><![CDATA[Karıncalar ve İnsanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.degisim-sanat.com/?p=385</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Bir olmayı, bir olup güçlüklere karşı inançlı bir direnişle karşı koymayı; umutsuzlukları mutluluğa, sevgisizliği sevgiye döndürmeyi bilenleredir bu öykümüz.&#8221; &#8220;Bir varmış bir yokmuş&#8221; dîye başlar masallar, biz de masalımızı öyle başlatalım. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak, çok uzak ülkelerin birinde bir yaşlı adam ve torunu yaşarmış. Yaşlı adam güngörmüş, gerçeği bilmiş, ak sakallı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Bir olmayı, bir olup güçlüklere karşı inançlı bir direnişle karşı koymayı; umutsuzlukları mutluluğa, sevgisizliği sevgiye döndürmeyi bilenleredir bu öykümüz.&#8221;</strong></p>
<p>&#8220;Bir varmış bir yokmuş&#8221; dîye başlar masallar, biz de masalımızı öyle başlatalım. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak, çok uzak ülkelerin birinde bir yaşlı adam ve torunu yaşarmış. Yaşlı adam güngörmüş, gerçeği bilmiş, ak sakallı, temiz yüzlü bir İhtiyarmış. Aklın ve mantığın gücüne eren, uzağı görüp günün ve gecenin nelere gebe olacağı bilenlerdenmiş. Yılların deneyimini engin bilgisiyle harmanlayıp, çevresine ışık sunarmış.</p>
<p>Güç İnsanın özündeymiş. Kişi kendini tanıdıkça bu gücün farkına varır, akıl ve mantığıyla onu yönetmeyi öğrenirmiş. Aklın ve mantığın süzgecinden geçmeyen güç, ne zaman patlayacağı belli olmayan fırtınalar gibiymiş. Patlar, yıkar, sakinleşir ve susarmış, insan yöneteceği gücün sahibi iken kölesi olur, ne zaman eseceği belli olmayan kararsızlık rüzgârının önünde sürüklenir gidermiş.</p>
<p>Torununun ataklığı ve için için yanan volkanlar örneği yerinde duramayan, kabına sığamayan kişiliği de gözünden kaçmamış. Çocuk bir başkaymış. Ne eli çocuk eli, ne bileği çocuk bileğiymiş. Akranlarının yanında boyuyla poşuyla ve Tanrı vergisi gücüyle masallardaki bileği bükülmez koca devlere benziyormuş,<span id="more-385"></span></p>
<p>Torunundaki bu insanüstü güç korkutmuş ihtiyarı. &#8220;Sular sel olmadan önü alınmalı&#8221; demiş, &#8220;Geç olmadan bu gücü akıl ve mantığın denetimi altına almalı, Bu korkunç gücün esiri olan insan kendisine de çevresine de büyük zarar verir,&#8221;</p>
<p>Çağırmış torununu dizinin dibine :</p>
<p>&#8220;Gel oğul!&#8221; demiş ve öğütlerine başlamış:<br />
&#8220;Bak oğul, can oğul !.,. El olur, ele güven olmaz, dil olur er söylemez. Dünya hali bu, ne yapacağı ne yana döneceği belli olmaz. Sen sen ol aklın ve mantığın yolundan ayrılma, ak iken karalara kanar olma.</p>
<p>Dara düşende yolunu aklın ve mantığınla aydınlatır ol. Bil ki kara kara günlerin de yolu aydınlıklarla yüklüdür. Yeter ki danışacak, görüşecek, sana yolcak yoldaşlık edeceği eyi seçesin. Kim ki yol göstereni kötü ola, başı sıkıntıdan kurtulmaz imiş. Bunu iyi belleyesin. Unutma yol, yol ehliyle yürünür. Bunu bilesin ve dahi karga ile yola gitmeyesin&#8230;&#8221; demiş.</p>
<p>Demiş demesine amma oğlan bir garip, oğlan kendi havasında. Gün gün üstüne büyür, semirir, kabı kabına sığmazmış. Bu bilgece sözler, gerçeklerin en değerli aynası olan bu bilgece sözler kimin umurunda Bu güzelim öğütler oğlanın bir kulağından girip diğerinden çıkıp gitmiş.</p>
<p>Devir kötü büyük sözü dinlemenin, büyüklerin deneyimlerinden yararlanmanın tam vaktidir. Kurtlar pusuya yatmış, aç sırtlanlar mide gurultularını ellerine düşecek bir avla bastırmanın hesabın-dadır.</p>
<p>Kişi yolunu kaybetmeye görsün. Dağ, tepe koca bir canavar olur üzerine çullanır, Ağaçlar dallarını sarkıtır, sarmaşıklar yolunu keser, esen rüzgâr doğruya yönelen tüm izleri siler götürür.</p>
<p>Oğlan bir fırtına ne zaman eser, ne zaman savurur, ne zaman susar belli değil. Korkulu yürek atışları gibi bir gürler bir susar. Akıl ve mantığın sınırı onun uğramadığı karanlık bahçeler gibidir sanki, Kara gözleri orada boylanan meyva ağaçlarını ve yemişe duran çiçekleri görmez. Bir hayal denizine dalar, o düşler evreninde minik bir yaprakçasına savrulur gider.</p>
<p>&#8220;Bileğim bükülmez&#8221; der. Nice yiğitler gelir bileğini büküp, diz çöktürmeye. Hepsi de tatlı canlarını bırakıp öte dünyaya göçerler. Gücü dört yana ulaşır. Dört bir yandan ses gelir. Krallar haber salarlar:</p>
<p>&#8220;Gel bizim emrimizde ol, bizim hesabımıza çalış, dünyalık yap&#8230;&#8221;</p>
<p>Tatlı gelir paranın yüzü. Kılıcının gücüyle karşısına çıkan her şeyi, savunmasız bir böceği ezer gibi ezer yok eder. Her damla kan, küpünü altınla doldurur. Gücü artar. Ardındaki kan denizinin beslenip büyümekte olduğunu görmez. Hissedemez nice gözyaşları doğacak fırtınalara su vermektedir ve denizler için için çalkalanmaktadır.</p>
<p>Vurdukça gelişir, öldürdükçe çevresinde koca bir korku halesi oluşur. Uzaktan geldiğini görenler çil yavrusu gibi dağılır, geçtiği yerlerde canlı kıpırdamaz, binlerce, yüz binlerce yaratık kuytulara siner, fırtınanın dinmesini beklerler. Hoşlanır bundan, tüm insanlar minik birer karınca gibi gelir gözüne.</p>
<p>Kendisinde bir başkalık hisseder. Büyür de büyür yüreği, Bit olağanüstülüktür bu. Bu düşünceler gücüne güç katar. O, karınca örneği gördüğü yaratıklarla bir tutmaz kendini. Elleri, kolları irileşip başı göğe değer. Göklere değen bir saray yaptırmak ister, ister ki sarayının balkonuna çıkıp yıldızlara da hükmedebilsin.</p>
<p>Artık ne emrinde çalıştığı krallar vardır ne de gücüne karşı koyabilecek bir ordu&#8230; Evren susmuş, yalnızca onu dinlemektedir. Zavallı bir karınca sürüsü gibi susmuş, korkuyla onu dinlemektedir.</p>
<p>Her yana haber salar. Tüm evrenin insanları güçlerini birleştirip, karıncalar gibi çalışarak o görkemli binayı yerle gök arasına inşa ederler. Oğlan kendinde bir olağanüstülük sezmiştir ya, insanlara yüz vermez, O görkemli sarayın balkonuna çıkar. Yıldızlara el uzatır, onlarla söyleşmek ister. Sahip olabildiği onca gücüne karşı, arada bir taştan yüreğini rahatsız eden dertleşme isteğidir bu.</p>
<p>Yıldızlar güzeldir. Pırıl pırıl, renk renk, ışık ışık güzeldir, Ama sadece o kadar işte. Ne bir sözleri vardır söyleyecek, ne de gönülden bir gülüşleri vardır verecek. Kızar köpürür oğlan, o hırsla yıldızları birbirine çarpıp paramparça eder. Güneşe el uzatır, yüreğindeki yangını ellerinde duyumsar.</p>
<p>Göklere uzanmışken yere inmek istemez. Dolaşır bir süre. Sesine ses, sözüne söz bulamaz, ilk kez çaresizliğin acı veren zincirleriyle bağlandığını hisseder, yere iner. insanlar minik birer karınca gibidir. Onu görünce kaçacak delik ararlar. Kum gibi karınca kaynayan toprak onu görünce tüm karıncalarım yutar, yok eder. Yine eğlenmek ister, onlara bakar ama eğlenemez, Karınca gibi de olsalar kendisinden böylesine kaçmalarına gönlü razı olmaz. Kızgın çöl güneşi altında çatlayıp ufalanan kayalar örneği, taştan yüreği tuzla buz olur, eriyip akar. Karıncalar büyür büyür insan olurlar. Saklandıkları taş diplerine sığmaz olup taşarlar.</p>
<p>Karınca da olsa, insan da olsa sesini duyanın yok olması, tüm evrenin toprak altında gizlenmesi oğlanı son derecede rahatsız eder. Yaşam dayanılmaz olur.</p>
<p>Karıncalar insan olmuştur ya, insan, akıl ve mantığın çizgisinden gerçeğin aynaya yansımasını kolayca görür.</p>
<p>&#8220;Biz, der biri, yerle gök arasına o görkemli binayı oturttuk. El ele vererek, omuz omuza çalışarak başardık, Hiçbir güç, birlikte hareket edince bizi yıldırıp korkutamaz,&#8221;</p>
<p>&#8220;Öyle&#8221; der öbürleri,<br />
&#8220;Birlik olursak her güçlüğü yeneriz.&#8221;<br />
&#8220;Yeneriz.&#8221;<br />
&#8220;Birlik olursak&#8221; derler, &#8220;el ele, omuz omuza&#8221;<br />
&#8220;Hiçbir şey korkutamaz bizi&#8221;<br />
&#8220;Hiçbir şey, hiçbir şey, Kendini evrenin en büyük gücü sanan o taş yürekli, eli kanlı canavarı bile.&#8221;</p>
<p>Önce bir sessizlik olur. Mantıkla korku karşı karşıyadır. Mantık ve akıl galebe çalar. Sesler birlik olup yeri göğü inletirler.</p>
<p>&#8220;Hiçbir şey bizi korkutamaz. Kendini evrenin efendisi sanan,o eli kanlı, taş yürekli canavar bile!&#8221; öyle önleyerek saraya doğru yürürler.</p>
<p>Sesleri volkanlar gibi gürleyip, görkemli sarayın kara duvarlarından yankılanır.</p>
<p>Oğlan, hayal denizinden yüzerek gelmiştir. Kendinde bir olağanüstülük hissediyordu. Artık hissetmedi. Onun olağanüstülüğü gerçeğin kendisiydi. Hayalle yaşam arasındaki akıl ve mantık çizgisini fark etti. Dedesinin sözlerini anımsadı.</p>
<p>&#8220;Ne kadar geciktim,&#8221; dedi.<br />
Olağanüstü aptallığına ve boşa geçen onca zamana lanet etti, insanlar, önünde durulmaz koca seller örneği o görkemli binaya doğru akıyorlardı. Sıyırıp kılıcını yana atlı. Boyu küçüldü. Elleri, ayakları çelimsizleşti. Karıncalaşıyordu sanki. &#8220;Olsun !&#8221; dedi. &#8220;Yüreği olan bir karınca olmak daha iyi. Keşke zamanında karınca olup şu akan selin ortasından kendime bir yer bulsaydım. Güçlüklere karşı ben de omuz verebilseydim.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/karincalar-ve-insanlar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİR GARİP MASAL</title>
		<link>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/gerceklesen-dus</link>
		<comments>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/gerceklesen-dus#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2009 01:08:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Z. Çavuşoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÖZGÜR YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Gerçekleşen Düş]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Çavuşoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.degisim-sanat.com/?p=382</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Çevreye, onun güzelliklerine, onun mutluluk veren tılsımlı seslerine tutkunlaradır bu öykümüz. Gittikçe bozulan dünyamızdaki yok olan yeşilin, mavinin, beyazın ve diğer renklerin göklere yükselen çığlıklarına sağır kalmayanlaradır bu öykümüz.&#8221; O günler bir başka günlermiş. Elle tırnak, kaşla göz söz geçiremezmiş birbirlerine. Kötü olmak kolay, iyi olmak çok zormuş nedense. Dünya azgın bir rüzgar selinin önünde, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Çevreye, onun güzelliklerine, onun mutluluk veren tılsımlı seslerine tutkunlaradır bu öykümüz. Gittikçe bozulan dünyamızdaki yok olan yeşilin, mavinin, beyazın ve diğer renklerin göklere yükselen çığlıklarına sağır kalmayanlaradır bu öykümüz.&#8221;</strong></p>
<p>O günler bir başka günlermiş. Elle tırnak, kaşla göz söz geçiremezmiş birbirlerine. Kötü olmak kolay, iyi olmak çok zormuş nedense. Dünya azgın bir rüzgar selinin önünde, kendinden geçmiş bir halde sürüklenir dururmuş.</p>
<p>Kara kara bulutlar dolanırmış göklerde. Kara kara taneleriyle, kara kara yağmurlar düşermiş yer yüzüne. Biriken sular sel olup çağlar, önüne gelen her şeyi yıkıp geçermiş.</p>
<p>Yıldırımlar kaynaşırmış göklerde. Şimşekler tüm azgınlıkları ile gökleri yurt tutup, gözleri kör eden ışıklarıyla tüm canlıların yüreklerine bitimsiz korkular salarlarmış.<span id="more-382"></span></p>
<p>Kentler üst üste yığılmış beton yığınları gibiymiş. Kentler büyüdükçe yeşiller yok olur, ağaçlar dağların çok uzak ve ıssız köşelerine kaçışırlarmış. Çiçekler uzak dağ tepelerinin kuytularında bulunan kayaların gölgelerinde korkuyla titreşip, uzaktan beliren kötülük bulutlarının ağır ağır gelişlerini çaresiz gözlerle izlerlermiş.</p>
<p>Fabrika dedikleri koca koca binalar varmış, Binlercesi korkunç ağızlarıyla kara dumanlarını göklere salıp, kirli ve zehirli artıklarını o güzelim duru sulara bırakırlarımış.</p>
<p>Duru sular hayattı, Binlerce, yüz binlerce, belki de milyonlarca tür canlının yeri, yurdu, yaşam kaynağıydı. Rengârenk, çeşit çeşit, boy boy canlılardı bunlar.</p>
<p>Nereden çıkmıştı bu kara düşman ? Neden dünyalarını zehire boyamaya çalışıyordu ? Neden zevk alıyordu böylesine acı ve ızdırap vermekten ?</p>
<p>Onlar ağızsız, dilsiz varlıkiarmış. Onlar içinde bulundukları ortamı kavrayamazlarmış. Şikâyet e-demezlermiş. Hem şikâyet etseler de kim anlarmış dillerinden. Kim dinlenmiş onları ?<br />
Onlar düşünceden yoksun ama, duru sular içinde mutluluğu tadım tadım yaşayan güze! caniılarmış.<br />
Hangimiz şöylesine iç sıkıntılarımızdan arınıp elerin bir nefes alarak : &#8220;Oh ne güzel bir dünya, ne güzel bir yaşam !.. Ne kadar mutluyum Tanrım&#8230;&#8221; diyebiliyoruz. Evet, evet şöyle içten gelerek &#8220;Çok çok mutluyum i..&#8221; diyebilecek kaç kişi çıkabilir aramızdan.</p>
<p>Binlerce kara bulut kümesi çalmıştı içimizden mutlulukları. Güneşimiz, o can veren, yüzü mutluluklar devşiren güneşimiz koraya boyanmıştı. Yavaş yavaş karaya boyanıyordu tüm evren. Göklerden o tatlı cıvıltılar yok oluyordu. Serçeler, seğırcık kuşları, güvercinler, minik tarla kuştan ve adını sayamadığıma daha niceleri yurtlarını bıra-kıp, ırak orman diplerine sığmıyorlardı.</p>
<p>Gökten kara kara yağmurlar yağdıkça, duru suların rengi kaçar, kapkara bir renge dönüşür-müş,<br />
Aman Tanrım o nasıl çığlıklarım?. O sessiz çığlık-iar nice acının, ızdırabın ve ölümden kaçışın çığiıklarıymış, O sessiz çığlıklardan kulağı sağırla-şan dünya çaresiz gözyaşları dökerek evreni koca bir gözyaşı denizine çevirmişti.</p>
<p>Duru sular bir cehenneme dönmüştü artık. O eski, şen kahkahalar, ince bir hüzüne, korkuya ve aramdan yalım yalım kaynayan acılı ölümlere dönmüştü.<br />
O varlıklar ağızsız, dilsiz varlıkiarmış, Şikâyet edemezlermiş. içinde bulundukları ortamı kavrayamazlarmış. Kaçabilırlermiş sadece. Biteviye, korku dolu, bilinçsiz bir kaçışmış bu. Yollar karışır, eller ayaklar dolaşır, her şey birbirine girerlermiş.</p>
<p>Arkalarından kovalayan, o kara zehir saçan canavarlar amansızmış. Bırakmaziarmış peşlerini, Ölüme susamış bu canavaricrın önünden kaçmak çok güçmüş. Gün yirmi dört saat koşarlarmış. Kara canavarlar ölüm rüzgarları olur, sonsuz iştah-larıyla onlara aman vermezlermiş. Yorgunlar ve yılgınlar bir bir teslim olup ölümün kollarında sonsuz uykulara dalarlarmış, işte deniz kenarlarındaki kirli ve çirkin kumsallara vuran sessiz balıklar, yengeçler, karidesler, OT kestaneleri, deniz yıldızlan ve adını bilmediğimiz daha niceieri bu sonsuz uykuya dalmış zavallıcıklarmış.</p>
<p>Bu önceden böyle değildi. Dünya yine aynı dünyaydı, ama bulutları apaktı. Mavi bir deniz gibiydi gökyüzü. İç içeydi gökle deniz. Sevgileri yeşille el eleydi. Tanıkları rengârenk balıklar, kuşlar ve böceklerdi. Mutlulukları dudak dudak gülücüklerdi.</p>
<p>Çiçekler açardı dört bir yanda. Arılar bal devşirirdi petek petek. Karıncalar kış hazırlıklarını yaparken neşeli şarkılarıyla evreni coşkuya boğar, binlerce tohum gökten düşen inci taneleriyle çatlar, toprağa kök salıp, tomurcuklar açarlardı.</p>
<p>Ağaçlar meyvaya durur, dallarında binlerce yüz binlerce güzellik yurt edinirdi.</p>
<p>Ne güzeldi o günler. Günlerce toprak altında kalmış bir solucanın yeryüzüne dönüp, güneşe şöyle bir: &#8220;Merhaba&#8221; demesi ne güzeldi. Birazcık tembelce de olsa cırcır böceğinin şarkılarıyla çınlayan doğa, oynaşan sincaplar, buldukları bir parça peyniri kemiren fareler; güneşe dönen altın saçlı ay çiçekleri ne güzeldi. Her şey güzeldi. Mutluluk gülleri açardı dört bir yanda. Her şey, her şey çok güzeldi.<br />
Peki neydi evrenin üzerine çöken bu korkulu düş ? Neydi ak bulutları karaya dönüştüren, duru suları zehirleyen giz ?..</p>
<p>Bir şeyi unuttuk galiba. Evren, sadece denizlerden, hayvanlardan ve bitkilerden mi ibaretti ? Bütün bunlar ağızsız, dilsiz, düşünme yeteneğinden yoksun varlıklardı. Ya ağzı da, dili de olan, konuşan, düşünen varlıklar ?.. Onlar ne yapıyorlardı sahi ?</p>
<p>İnsan diyorlardı kendilerine. Her şeyi bilirlerdi.</p>
<p>Evrenin efendisi, sahibi, yöneticisiydiler. Beyinleri sonsuz bir enerjiyle yüklüydü. Hayaller görürlerdi. Engin, uzak dünyaların hayallerini. Bıkmak usanmak nedir bilmezlerdi. Gece demez, gündüz demez bu hayallerin peşinde koşar, yeni dünyalar yaratmaya çalışırlardı. Her şeyin, her işin bir kolayı vardı. Bulurdular. Bu yüzden dünyanın bir ucundan diğer ucuna seslenseler, sesleri duyulurdu. Ay&#8217;a, yıldızlara ol atıp, yaşam belirtileri ararlardı. İşte fabrikalar bu doymaz iştahlarının birer karşılığıydı. Hızla artan insan nüfusunu sığdıracak görkemli binaları gökleri deliyordu.</p>
<p>Kötü müydü yer, yurt sahibi olmak ? Kötü müydü evrenin en ırak köşelerine uzanmak ? Kötü müydü fabrikalar kurup yaşam koşullarını insanların yararına düzenlemek ? Değildi tabi&#8230; Bu onların en doğal hakkıydı. Mağaradan çıkmışlar, şimdi göklere uzanıyorlardı. Ne güzel, ne gurur verici bir ilerlemeydi bu.<br />
Bazıları bu bilinçsiz ilerlemenin karşısındaydı. İnsan düşünen, mantığıyla hareket eden, aklıyla doğruyu, eğriyi ayırdedebilen tek varlık değil miydi ? Öyleyse kendi zararına olacak gelişmeleri de sezinlemesi lâzım gelirdi.</p>
<p>Neydi göklerdeki kara bulutlar ? Neydi duru sularımıza çöreklenen korkulu düş ? Neydi etrafımızdan kuş cıvıltılarını alıp uzaklara götüren giz ? Bu sessiz çığlıklar, inleyişler, gözyaşları neydi ?<br />
İşte bunları bilmeliydi insan. Bilmeliydi ki, mutluluk mavi, yeşil ve kuş cıvıltılarındaydı. Çiçeklerde, denizlerdeki canlılarda, ağaç dallarında oynaşan rengârenk güzelliklerdeydi.</p>
<blockquote><p>Ve insan evrenin mutluluk veren gizlerini çekerken çevresini kirletmeden, bu güzellikleri yokei-meden ierlemenin yolunu biimeüydi. Çünkü çîricîn-likferle iç içe olmak onun doğasına aykmydı ve insan çirkinliklerle îç içe yaşayarak aradığı mutluluklara ulaşamazdı.</p>
<p>Bir garip masalmış bu. hayalle ge.çek arosı bir şe/. Görere akıirmş; görmeyene anlamak istemeyene ne desek boş. Ama dünya ne görenin, ne de görmeyeninmış ycmızca. Gözünü açarı her canlının, yaprağa duran her ağacın, mavide akıp giden balığın, havada uçan kuşun velhasıl her varlığın hakkı varmış bu uçsuz bucaksız evren üzerinde. Onlar ağızsız, dilsiz varlıklar;niş. Düşüne-mezlerrniş yarınları. Fabrika dumanları, suya karışan zehir, kıyıma uğrayan o güzelim veşll, karaya boyanan dünya, onlarca hiç bir şey ifade etmez-miş.</p>
<p>Onlar ağızsız, dilsiz, düşünceden yoksun yo ratıkiarmış, Düşünemezrnlşler yarınları.<br />
BİZLER AĞ&#8217;ZSiZ, DİLSİZ VE YARINSIZ olmayalım dostlar,</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/gerceklesen-dus/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ATA’YA  GÜZELLEME &#8211; Oratoryo</title>
		<link>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/ataya-guzelleme-oratoryo</link>
		<comments>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/ataya-guzelleme-oratoryo#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2009 18:19:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Z. Çavuşoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÖZGÜR YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Antep]]></category>
		<category><![CDATA[biter gecelerim]]></category>
		<category><![CDATA[Erzurum]]></category>
		<category><![CDATA[güneş olduk]]></category>
		<category><![CDATA[güneşçe]]></category>
		<category><![CDATA[oratoryo]]></category>
		<category><![CDATA[Şahin Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Sarı Paşam]]></category>
		<category><![CDATA[sel olduk]]></category>
		<category><![CDATA[yol olduk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.degisim-sanat.com/?p=294</guid>
		<description><![CDATA[Zekeriya ÇAVUŞOĞLU Oratoryo, şairin kendi şiirlerinden ve kitaplarından kendisi tarafından derlenmiştir. BÖLÜM: I KUVVA-YI MİLLİYE SUBAYI: Afiyet olsun ağalar! Maşallah, maşallah, görüyorum neşeniz yerinde . Gök yıkılsa, kara yer batsa umrunuzda değil… Yoksa kederinizden mi içip böyle meşk eylersiniz?.. Hey gidi Koca Osmanlı, hey!.. Birkaç şaşkın mirasyedi elinde tükenip gittin işte! Yiyiniz efendiler, yiyiniz, içiniz, meşk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em><span style="color: #808080;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Zekeriya ÇAVUŞOĞLU</span></strong><br />
Oratoryo, şairin kendi şiirlerinden ve kitaplarından kendisi tarafından derlenmiştir.</span></em></p>
<p><strong><em>BÖLÜM: I</em></strong></p>
<p>KUVVA-YI MİLLİYE SUBAYI:</p>
<p>Afiyet olsun ağalar! Maşallah, maşallah, görüyorum neşeniz yerinde . Gök yıkılsa, kara yer batsa umrunuzda değil… Yoksa kederinizden mi içip böyle meşk eylersiniz?..<br />
Hey gidi Koca Osmanlı, hey!.. Birkaç şaşkın mirasyedi elinde tükenip gittin işte!<br />
Yiyiniz efendiler, yiyiniz, içiniz, meşk ediniz!..<br />
Viyana‘dan sonra Osmanlı’ya mezar kazmak değil mi ki işiniz?<br />
Son kaleler de bir bir düşüyor,her şey bitiyor ağalar, her şey tükeniyor.</p>
<p>Belki bu son meşkiniz olacaktır, yiyiniz, içiniz, eğleniniz.”</p>
<p>ERKEK:</p>
<p>Ayakları bin yıllık ağaç kökleri gibiydi.<br />
Elleri ağaç kabuğunca nasır,<br />
Gözleri bir putçasına sabit.<br />
Binlerce yıl öteden bakar gibiydi.</p>
<p>ERKEK:</p>
<p>Nal sesleri çınlıyordu kuru bozkırlardan.<br />
Kadın sesleri, çocuk sesleri.<br />
Aç midelerin,<br />
acının, yıkımın,<br />
ölümün çığlık çığlığa soluk sesleri.</p>
<p>Yürüyordu kaderine tutsak olmamak için.<br />
Yürüyordu öle, yite.<br />
Ortaasya&#8217; nın kuru, bereketsiz bozkırlarından,<br />
Umut yeşili Batı ovalarına,<br />
kır çiçeği yaylalarına,<span id="more-294"></span><br />
soğuk soğuk sularına.</p>
<p>Yürüyordu öle, yite.<br />
Yürüyordu kök salıp, dal, budak vererek. Yürüyordu kendi çizdiği talihine.</p>
<p>ERKEK :</p>
<p>Düşman ateş gibiydi<br />
fırtına olduk.<br />
Sel olduk, deniz olduk.<br />
Düşman döne döne geldi.<br />
Karanlık bir gece gibi çökünce üstümüze,<br />
Gün olduk,<br />
güneş olduk.<br />
Gök bizimleydi.<br />
Yer bizimleydi.<br />
Yürüdük bir kaç can bırakıp<br />
mal,<br />
davar,<br />
kan bırakıp. Yürüdük yeni gün doğarken<br />
yüzümüze</p>
<p>KIZ :</p>
<p>Yurt dedik bu toprağa.<br />
Ana gibi bağrına basıp can verdi.<br />
Kan geldi soluk yüzlü bebelerin yüzüne.<br />
Yurt dedik bu toprağa,<br />
Ana dedik, can dedik.<br />
Yüzü güldü tüm yorgunların.<br />
Gül dalından bal derdik.<br />
Bal akardı dillerinden,<br />
Bu can senin &#8220;al I..&#8221; dedik.</p>
<p>Yurt dedik bu toprağa<br />
Ana gibi bağrına basıp, can verdi.<br />
Sevip, okşadık gönülden<br />
Kuşlarcasına özgür,<br />
kendi başına buyruk,<br />
Ateşinde kavrulduk.<br />
Bir verdik, bînlercesîne,<br />
doyurup sinesinde<br />
&#8220;Kal !..&#8221; dedi.</p>
<p>ERKEK:</p>
<p>Bir tohumdu gürbüz kuşaklara gebe.<br />
Göklere dallan değen çınarcasına düşleri.<br />
Bir tohumdu geleceğe uzanan bebe.<br />
Bir tohumdu kök salıp yedi kat yerin dibine,<br />
Nemli dudaklarından parlak yıldızlar<br />
dökülmekte ellerine.<br />
Bir tohumdu geleceğe uzanan bebe.<br />
Gün ile yıkandı, gün ile doydu.<br />
Serpildi, boy verdi.<br />
Baş eğdiler, diz çöktüler, kulak verdiler sözlerine.<br />
Bir tohumdu geleceğe uzanan bebe.<br />
Gün ile yıkandı, gün ile doydu.<br />
Serpildi, boy verdi.<br />
Doğuda Acem elleri,<br />
Batıda adı geldi Viyana önlerine.</p>
<p>Bir tohumdu geleceğe uzanan bebe.<br />
Baş eğdiler, diz çöktüler,<br />
kulak verdiler sözlerine.<br />
Büyüdü dal budak salıp dört bir yanma evrenin.<br />
Çöl ateşinde umut gibi,<br />
Daldasında uyudu bebeleri.<br />
Büyüdü dal budak salıp dört bir yanma evrenin,<br />
Silindi yürekten korkuları.<br />
Baş eğdiler, diz çöktüler<br />
kulak verdiler sözlerine,<br />
Gün oldu geceleri.</p>
<p>KIZ :</p>
<p>Güç birlikten doğarmış.<br />
&#8220;Sen !..&#8221; dedi, &#8220;Ben !..&#8221; dedi gölgesinde kalanlar.<br />
Oynadı ya toprağa salınan kök,<br />
Düşünce birbirine<br />
ayakla baş,<br />
elle tırnak&#8230;<br />
Kemirdi koca çınarı kurtlar, kuşlar, yılanlar.</p>
<p>Karışınca<br />
ayakla baş,<br />
elle tırnak&#8230;<br />
Her yana hakim oldu aşa zehir katanlar.<br />
En ince damara dek diş izleri yürüdü.<br />
Dışarda fırtına, kar, yağmur&#8230;<br />
Yıkmak için çınarı<br />
sıyırıp da kolunu, Binlerce balta<br />
UTANMADAN YÜRÜDÜ !..</p>
<p><strong>GENEL DURUM</strong></p>
<p>ANLATICI<br />
Mondros’la Türk dünyasında yeni<br />
bir dönem başlar vatan baştan başa<br />
talan edilmiştir. İnsanı yorgun,<br />
bitap, güçsüz ve umutsuzdur. Son<br />
kaleler de bir bir tutsaklık bayrağının<br />
gölgesine girmekte, koca Osmanlı<br />
dökülen göz yaşlarının selinde<br />
bilinmeyen sonsuzluklara doğru<br />
hızla sürüklenmektedir.<br />
Çile çile dokunan tutsaklık zinciri<br />
Anadolu’nun en ücra köşelerine<br />
doğru çekilip, o görkemli ölünün<br />
mirası, aç sırtlanlarının kanlı dişleri<br />
arasında didik didik edilmektedir.</p>
<p>ERKEK:</p>
<p>Vatan elden gitmekte<br />
Çile çile dokunmakta tutsaklık zinciri<br />
Padişah kendi can derdinde<br />
Fransız, İngiliz, Ermeni, Yunan …<br />
Yutulmakta birer birer,<br />
Yok olmakta koca Osmanlı<br />
Bir koca ölü mirası paylaşılan</p>
<p>ERKEK:</p>
<p>Kanını emmeye geldi,<br />
Bu zırhlılar , bu ordu, mitralyöz….<br />
Göz göz içimizde acı,<br />
Izdırabın en vahşi alevleri<br />
Yanmaya geldi.</p>
<p>ZİNCİRLENENLERDEN BİR KIZ:</p>
<p>Eyvah<br />
Neyim var, neyim yok hepsini aldılar<br />
Mal,<br />
davar,<br />
Tohum,<br />
Oğul,<br />
Koca,<br />
Hepsini…</p>
<p>ZİNCİRLENENLERDEN BİR ERKEK ( I ):</p>
<p>Çeliklere sarındılar geldiler hay oğul !..<br />
Ateş ve kin kustular toprağıma</p>
<p>ZİNCİRLENENLERDEN BİR ERKEK:</p>
<p>Ak dualarına sığındık, akça ninelerin<br />
Nasırlı eller işlerdi toprağı<br />
Görünmez oldu barış güvercinleri</p>
<p>ZİNCİRLENENLERDEN BİR KIZ:</p>
<p>Geçmez oldu yüce dağlarından<br />
Kartal bakışlı Koç Köroğlular<br />
Dadallar’dan haber çıkmaz oldu<br />
ooyy!..</p>
<p>ANLATICI</p>
<p>Eller uzunmakta gökyüzüne doğru. Akça ninelerin tükenmez duaları nasırlı ellerden gökyüzündeki güzelliklere doğru ilahi bir istekle yol almakta, göklerden bir kurtarıcı beklenmektedir.</p>
<p>Kartal bakışlı Koç Köroğlulular’dan, Avşar Şahini Yiğit Dadallar’dan ümit kesilmemiştir.</p>
<p>KORO İÇİ ERKEK</p>
<p>Korkak omuzların kaldıracağı başarmak.</p>
<p>KORO İÇİ BİR KIZ</p>
<p>Onuruyla ölmek de bir iştir sırasınca</p>
<p>KORO<br />
İnsan alnına sürülen<br />
karaysa<br />
rezil yaşamak</p>
<p>ANLATICI :</p>
<p>Eller uzunmakta gökyüzüne doğru .Akça ninelerin bitmez duaları nasırlı ellerinden birer umut olup ak bir güvercin kanadında uçup gitmekte güzelliklere doğru.</p>
<p>KORO İÇİ BİR KIZ (Anne)</p>
<p>Bir oğul vermeyile gök yıkılmaz ya dediler<br />
Bin oğul vermeyile kara yer batmaz ya dediler<br />
Gök yıkılsa, kara yer batsa gerek</p>
<p>KORO İÇİ ERKEK:</p>
<p>Hani benim elim, obam<br />
Körpe gelinlerim,<br />
yiğit ellerim.<br />
Gün yüzü değmemiş<br />
sırma örüklü<br />
kınalı elli<br />
ince belli kızlarım?&#8230;</p>
<p>KORO İÇİ KIZ</p>
<p>Bu koca ulus boynu bükük kalmaz ya dediler<br />
Gök yıkılsa kara yer batsa gerek<br />
“Bu zülüm sonsuza dek<br />
Var olmaz ya !” dediler</p>
<p>ANLATICI<br />
İzmir gözleri yaşlı gelenleri karşılar Kordon boyu bir mahşer. İzmir’de ölümcesine bir olay yaşanmaktadır.</p>
<p>ANLATICI (Devam eder) :</p>
<p>Yüzyıllarca himayemizde, gelişip semiren Rumlarla doludur caddeler. Ellerinde Yunan bayrakları, neşeyle, heyecanla ve taşkınlıkla gelenlere çiçek atarlar.</p>
<p>KORO İÇİ ERKEK :</p>
<p>Hey sert kayalar,<br />
bakır yüzlü,<br />
kurşun yürekli askerler!<br />
Hey kara gök,<br />
ak köpüklü deniz!<br />
Hey ağzından ateş kusan canavarlar</p>
<p>KORO İÇİ ERKEK.</p>
<p>Ölüm, bir gül bahçesine<br />
Girivermek gülüm</p>
<p>KORO İÇİ KIZ:</p>
<p>Ölüm , güneşçe ısıtıp yürekleri<br />
Ölüm, bir gülle parçasıyla gülüvermek gülüm</p>
<p>KORO İÇİ ERKEK:</p>
<p>Hey kara gök,<br />
ak köpüklü deniz!</p>
<p>KORO</p>
<p>Bayrak dalgalanmayan yerde<br />
Onursuz canı neyleriz!</p>
<p>ANLATICI :</p>
<p>Gözler, gemilerden inmeye başlayan Efzun (Yunan) askerlerine dikilmiştir.Bağırtılar , çağırtılar göklere yükselir. Alkış sesleri arasında yürüyüşe geçerler .<br />
En önde dalgalanan Yunan bayrağı onurumuza dokunan kara bir leke olur.</p>
<p>(Fonda Efzun askerlerinin İzmir’e çıkışı . Öğrenciler bu görüntünün iki yanında kümelenmişlerdir.)</p>
<p>KORO</p>
<p>Kara leke silinmeli,<br />
Onur kurtulmalı….</p>
<p>HASAN TAHSİN:</p>
<p>Bir günde bin yıl yaşadım ana<br />
Bin yıllık hınç birikti düşmana<br />
Toprak<br />
Benim toprağım<br />
Havada uçan kuş<br />
Beni tanıdı yüzlerce yıl<br />
Ben otardım duvarımı yaylalar boyu<br />
Dağlarında kaynayan suyun<br />
Tadı damaklarımda<br />
Ellerimde dumanı yücelerin.<br />
Bir günde bin yıl yaşadım ana<br />
Bin yıllık hınç birikti düşmana.</p>
<p>KORO:</p>
<p>Sorulacak bir bir acısı<br />
küsen tohum,<br />
dökülen başak<br />
Bize yaşamak yasak…</p>
<p>HASAN TAHSİN:</p>
<p>Verilmezse hesabı dökülen kanın<br />
Kurtulmazsa her karışı vatanın</p>
<p>KIZLAR KOROSU:</p>
<p>Yüreğim saram sana<br />
Canımı verem sana<br />
De durma davran oğul<br />
Bu anan sana kurban<br />
Vatana kurban oğul</p>
<p>ANLATICI:</p>
<p>Bir bomba patlar Hasan Tahsin’in ellerinden. Ortalık toz duman olur. Düşman neye uğradığını şaşırır. Ardından Hasan TAHSİN yakalanıp paramparça edilir.</p>
<p>Gözleri ak bir alnın mutluluğu ile güler. Kara silinip onur kurtulmuştur.</p>
<p>KORO İÇİ KIZ:</p>
<p>İlk kurşun<br />
bir alevdi<br />
Yanıyordu baştan başa İzmir<br />
yanıyordu ya …<br />
Yanan tek İzmir değildi<br />
Yangın taa şuramızda!</p>
<p>KORO:</p>
<p>Kumlar sayısınca idi düşman<br />
Kumlar sayısınca<br />
Hüzündü kapımızda</p>
<p>ZİNCİRLENENLERDEN BİR KIZ:</p>
<p>Bağlar bozuldu<br />
Yuvalar dağıldı<br />
Yollar silindi can…</p>
<p>Umduk,<br />
bekledik<br />
ve düşündük</p>
<p>ZİNCİRLİ BİR ERKEK:</p>
<p>O gün ilk ateş damarımızda<br />
Alevlendi can…</p>
<p>KORO:</p>
<p>Geceler korktu bizden<br />
Aydınlıklara gebe geceler<br />
Binlerce çiçek boy verdi<br />
Çatlak bağırlardan<br />
Gördüğümüz<br />
Benzedi düşlediğimize<br />
Haydi !<br />
Dedi bir ses<br />
O, altın saçlı kahraman<br />
Mavi gözlü dost bakışlı…</p>
<p>ANLATICI:</p>
<p>Bir haber bekler Anadolu. Milyonlarca göz sabahı bekler gönlünde. Milyonlarca göz ufuklardan bir güvercin uçuşu, ak bir güvercin muştusu bekler.</p>
<p>KORO İÇİ ERKEK:</p>
<p>Yiğit yola çıktı.<br />
Duru sularcasına tut gönlünü bacım<br />
Gül artık,<br />
Kara bulutlar arınıversin.</p>
<p>KORO İÇİ ERKEK:</p>
<p>Yiğit yola çıktı, behey koca dünya !<br />
Yürüdü geçtiği yerlerde ateşten izler bırakıp.</p>
<p>KORO İÇİ KIZ:</p>
<p>Yiğit yola çıktı.<br />
Rüzgarla kol kola girdiler.<br />
Yel gibi, yiğit gibi yürüdüler…</p>
<p>SAHNE ÖNÜNDEKİ KIZ:</p>
<p>Güzel yolcu beni de al yanına.</p>
<p>GRUP 1</p>
<p>Beni de !</p>
<p>GRUP 2</p>
<p>Beni de!</p>
<p>TÜM KORO</p>
<p>Beni de!</p>
<p>KORO İÇİ KIZ</p>
<p>Yağmurlu bir duman tütmekte<br />
Samsun kıyısında<br />
Yanmakta Kuva-yi Milliye ateşi<br />
Gönül ısıtan bu ateş<br />
yakan,<br />
kahreden ateş sanki<br />
Zülüm karşısında.</p>
<p>ANLATICI :</p>
<p>Amasya’da doğan güneşin ışığını, gönüllerde hissedersiniz. Gönüller bir olmuş bu ateşe can vermektedir.Amasya’yı baştan başa görünmeyen bir alev sarmıştır. Yeniden doğuşun sevincini yaşarlar.<br />
Hallaşır, helalaşırlar giyinirler bir bir yiğit urbasını.</p>
<p>KORO:</p>
<p>Aşımızı paylaştı bizimle<br />
Onunla dimdikti başımız</p>
<p>KORO İÇİ KIZ :</p>
<p>Aşımızı paylaştı bizimle<br />
Hallaştık,<br />
helalaştık</p>
<p>KORO:</p>
<p>Onunla dimdikti başımız</p>
<p>KORO İÇİ ERKEK:</p>
<p>Yeşilırmak boyu<br />
Çiçek çiçek,<br />
yeşil yeşil,<br />
al al<br />
umutlar.</p>
<p>KORO:</p>
<p>Onunla meltem oldu, kurudu göz yaşımız</p>
<p>KORO İÇİ KIZ:</p>
<p>Sabır nakış nakış işlenmiş yüreğimize<br />
Ferhat’ın dağla savaşını dinledik<br />
Yüzyıllar boyu.<br />
Çileye gül derdik günlerce<br />
Bağrı oyuk kayalar şahit azmimize<br />
Vurgunuz bu toprağa derinden</p>
<p>KORO:</p>
<p>Bu toprak uğruna kavgamız.<br />
Bu toprak için dünyayı<br />
Oynatırız yerinden</p>
<p>ANLATICI:</p>
<p>Erzurum’da Dadaş heyecan içindedir, sabırsızdır. Yerinde duramaz.</p>
<p>KORO İÇİ ERKEK:</p>
<p>Erzurum ışıkları umut yüklüydü<br />
Göz kırpmadan sabahı bekliyordu Erzurumlular<br />
Nice kavgalara dur demiş Palandöken,<br />
Nice acılara göğüs germiş,<br />
Ne canlar vermiş Erzurum.</p>
<p>KORO İÇİ KIZ:</p>
<p>Erzurum gece içinde<br />
Erzurum ışıkları umut yüklüydü<br />
Gök kırpmadan sabahı bekliyordu</p>
<p>KORO İÇİN ERKEK:</p>
<p>“Dur!” dedi bir ses<br />
Dur diyelim düşmana</p>
<p>KORO İÇİ ERKEK:</p>
<p>Top mu yok?</p>
<p>KORO:</p>
<p>Balta var …</p>
<p>KORO İÇİ ERKEK:</p>
<p>tüfek mi yok?</p>
<p>KORO :</p>
<p>Kazma var…</p>
<p>KORO İÇİ KIZ:</p>
<p>El var</p>
<p>KORO:</p>
<p>Parmak var,<br />
tırnak var…</p>
<p>KIZ:</p>
<p>-Ah ! bir bilseniz bu yürekte harlanacak ateş var.</p>
<p>KORO<br />
Bağımsızlık uğruna can verecek Dadaş var</p>
<p>ANLATICI:</p>
<p>Binlerce ses, yüz binlerce top gibi patlar düşmanın suratına karar verilmiştir. Yay kurulmuş, oklar hedefine yöneltilmiştir. Topluluk çalkalanır, Kemal Paşa’ya yol açar, gönül verirler.</p>
<p>KORO İÇİ ERKEK:</p>
<p>Aha şart olsun Sarı Paşamız bilir<br />
Aha şart olsun ”Ölün” dese<br />
Göz kapalı gidilir<br />
Çelikten bakışları var ki babam<br />
Deme gitsin</p>
<p>Bir dikilince ayağa,<br />
Büyür, büyür de gönlümüzde,<br />
Dal verir, budaklanır,<br />
Başı göğe değer.</p>
<p>KORO:</p>
<p>Yürüyünce düşmanın aklı döner.</p>
<p>KORO İÇİ KIZ:</p>
<p>Adına kurban Sarı Paşa’mın<br />
Aha şart olsun<br />
“Ölün!” dese gözü kapalı gidilir.</p>
<p>KORO İÇİ ERKEK:</p>
<p>Birlik şarabından içip,<br />
Dirlik sofrasında doyuldu<br />
Damla idi doldular,<br />
Toplanıp sel oldular<br />
Akıp yücesine,<br />
Gündüzün gecesine,<br />
Uzanan bıçak gibi, geceyi ışığa boğdular.</p>
<p>KORO İÇİ KIZ:</p>
<p>Güçlü bir kaynak gibi<br />
Yerden fışkırırcasına,<br />
Kara toprak alnına<br />
Kandan antlar yazdılar<br />
Can ve sevgi ile harladılar ateşi<br />
O gece gökyüzü yıldızlarla doldu.<br />
Binlerce korku, dehşetle can gözünü açıp.</p>
<p>KORO</p>
<p>Binlerce gönül Sivas’ a doğru<br />
Sırtladılar güneşi</p>
<p>ANLATICI:</p>
<p>Sıvas’ta bağımsızlık savaşımının son düzenlemeleri yapılacaktır. Delegeler gelir dört bir yandan. Gelenlerin her biri , Kuva-yı Milliye ateşine bir kıvılcım atar.Samsun’da harlanan ateş, Amasya’dan Erzurum’a ve nihayet Sıvas’a güçlü bir istekle taşınmıştır.</p>
<p>KORO İÇİ KIZ</p>
<p>Duyun ey yüce gökler!<br />
Duyun beni …<br />
Duyun evren denizinde,<br />
Yüzen gizler!<br />
Ne yücelerden gelen yazgıdır bu<br />
Ne kendi ellerimle yoğrulmuş.</p>
<p>KORO :</p>
<p>Ama birileri var soframda aşıma ortak olmuş.</p>
<p>ANLATICI:</p>
<p>Toplanılır. Bilgiler verilir, bilgiler alınır.Vatanın gücünden, silahsızlıktan bahsedilir. Kimi “İngiliz” der, kimi sözü alıp, Amerikan mandasında karar kılar.<br />
Bunlar büyük karar öncesinin ince acılarıdır. Tutsaklıktan kurtulup, bir başka tutsaklığın kucağına düşmek demektir.</p>
<p>K.VASIF:</p>
<p>Bizi büyük bir devletin yönetmesini kabul edelim hele, şartları daha sonra görüşürüz.</p>
<p>MACİT BEY:</p>
<p>Çözülmesi gereken şu: Bundan sonra tek başımıza yaşayabilecek miyiz ? yaşayamayacak mıyız? Hangi devlet koruyacak bizi, nasıl koruyacak?</p>
<p>RAFET BEY :</p>
<p>Bizim Amerikan güdümünü tercih edişimiz, bütün toplumu tutsak kılan, yürekleri, vicdanları söndüren İngiliz güdümünden kurtulmak içindir. Amerika daha yumuşak ve milletlerin vicdanlarına daha saygılı olduğu içindir.</p>
<p>TIBBIYELİ GENÇ:</p>
<p>Paşam temsilcisi bulunduğum Tıbbıyeliler, beni buraya istiklal davamızı başarmak yolundaki çalışmaya katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer, edecek olanlar varsa, bunlar her kim olursa olsun , şiddetle reddeder kabul etmeyiz. Örneğin manda fikrini siz kabul ederseniz sizi de reddeder kabul etmeyiz. Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil vatan batırıcısı olarak adlandırır, tel’in ederiz.</p>
<p>KORO</p>
<p>O sonsuz ve daima gerçek kalacak<br />
Gök, engin-yer, uçsuz bucaksız<br />
Gök de onu öğrenecek, yer de<br />
Tüm ayrılan yollar onda son bulacak.</p>
<p>MUSTAFA KEMAL</p>
<p>Efendiler, temel ilke, Türk Milletinin onurlu ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır.Bunun yolu da tam bağımsızlıktan geçer. Ne kadar zengin ve büyük olursa olsun, bağımsızlığından yoksun bir millet uygar insan karşısında uşak durumundadır.</p>
<p>KORO:</p>
<p>Sarmış gönülleri kara duman<br />
Gözlerimize mil çekmişler<br />
Kolumuz kırık.</p>
<p>KIZ:</p>
<p>Kan ile suladık gülümüzü<br />
ateş ile dağladık<br />
ağladık<br />
ERKEK:</p>
<p>Ağlamaktan çare çıkmaz<br />
Eldir<br />
gözyaşına bakmaz<br />
Çöreklenmiş soframıza uğursuz<br />
“Hoşt”<br />
demesen kalkmaz.<br />
Dedik işi karara bağladık.</p>
<p>MUSTAFA KEMAL:</p>
<p>Yabancı bir devletin, koruyuculuğunu istemek insanlık niteliklerinden, yoksunluğu, güçsüzlüğü ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağılık duruma düşmemiş olanların, isteyerek başlarına yabancı bir yönetici getirmeleri hiç düşünülemez.</p>
<p>KORO:</p>
<p>Ezildik<br />
üzüldük<br />
çözülmedik<br />
Bağlandık bir vücut gibi</p>
<p>KIZ:</p>
<p>Ne İngiliz<br />
ne Amerikan mandası</p>
<p>KIZ</p>
<p>Özgürlük nakışıyla işledik gönülleri</p>
<p>ERKEK:</p>
<p>Açlığa<br />
“He!” dedik<br />
Susuzluk caba<br />
urbasız<br />
azıksız ama…</p>
<p>KORO:</p>
<p>Tanrım<br />
Bu vatan bizim dedik<br />
Geldik sana</p>
<p>KIZLAR KOROSU:</p>
<p>O, pasın altında cevheri gördü<br />
Külün altında lavı<br />
Duran suda girdabı gördü</p>
<p>ERKEKLER KOROSU:</p>
<p>O, cevhere uzanıp bir bir<br />
Lavı parlattı, girdabı coşturdu.</p>
<p>ANLATICI:</p>
<p>Ankara’ya bağımsızlık güneşi doğmuş, dağlardan bellerden sesler gelir. Birliğin , dirliğin yeniden uyanıp varoluşun sesidir bu.<br />
Dağlarda, köylerde, şehirlerde ulusal direnişin ilk çiçekleri açmaktadır. Genç, ihtiyar, çoluk çocuk…Herkes bir somun kara ekmeğe çete yazılır.</p>
<p>KORO</p>
<p>Ve dağ yürüyordu ardına bakmadan</p>
<p>Ulu bir dev gibi öfkesini yumruklarına saklamış<br />
Ve dağ yürüyordu korkmadan</p>
<p>Tek bir yürekcesine atan<br />
kurdunu ,<br />
kuşunu<br />
Ve bilcümle yaratığı takmış peşine</p>
<p>Ve dağ yürüyordu</p>
<p>ERKEKLER KOROSU:</p>
<p>DÜŞMAN KAPIMIZDA, SARILMALI SİLAHA<br />
KÖŞE KÖŞE , BUCAK BUCAK<br />
KİRLETEMEDEN TOPRAĞIN HER ZERRESİNİ<br />
TUTMALI SİPERLERİN HEPSİNİ</p>
<p>ERKEK:</p>
<p>Gözleri kömür karası<br />
Simsiyahtı<br />
Tel tel olmuştu sinirden bıyıkları<br />
Donuk dağların sırtına vuran gün gibi<br />
Coşkun akan su gibiydi<br />
İki ayağının üzerine dikilip<br />
yırtıcı bir şahin<br />
alıcı bir kuş gibi</p>
<p>ERKEK 2:</p>
<p>Aha! Diyordu<br />
Düşman kapımızda<br />
İki adım sonra<br />
Vatan da yok<br />
Namusumuz da…</p>
<p>ERKEK 3:</p>
<p>Zavallı Antep<br />
Antep aç,<br />
Antep susuz,<br />
yalın,<br />
Antep silahsız<br />
Varsa bir can…</p>
<p>KORO:</p>
<p>Cansa can<br />
Kansa kan<br />
Al kurban!</p>
<p>KIZ 1:</p>
<p>O yiğitler ki her biri bir arslan örneği<br />
Ölüme yoldaş<br />
Ana,baba<br />
kız,<br />
oğul,<br />
kardaş…</p>
<p>KIZ 2:</p>
<p>Deniz gibi dalgalandı Antep<br />
Kömür renkli bulutlar belirdi göklerde<br />
Göklere sanki değer dalgalar</p>
<p>KORO:</p>
<p>Boğmak için düşmanı sinesinde,<br />
Gökten yere indi bulutlar</p>
<p>ERKEK</p>
<p>Bir Şahin’di<br />
On binlerce Şahin yurdun dört yanında<br />
Gökler ağladı<br />
Toprak yas tuttu<br />
Şahin Bey vurulanda</p>
<p>KORO</p>
<p>Azdılar<br />
Bir avuç insandılar<br />
Antep değil sanki<br />
Her biri vatandılar…</p>
<p>ANLATICI:</p>
<p>“Urfa’da aynı vahşeti yeniden yaşarız. Düşman elini , kolunu sallayarak çöker omuzlarımıza.Türlü eziyetler içinde kıvranır insanımız.Tutsaklık yüz karası…</p>
<p>KORO:</p>
<p>Vatandır göz açınca gördüğün,<br />
İnsanın en tanıdık sana<br />
Bir namus ,<br />
bir silah,<br />
bir at…<br />
Ölüme gider insan uğruna</p>
<p>KIZ:</p>
<p>Kabına sığmayan deniz gibiydi Urfalılar<br />
Tunçtan bir putçasına suskun<br />
Çöl ateşinde kavrulmuşçasına<br />
Alev doluydular</p>
<p>ERKEK:</p>
<p>Yırtıcı bir şahin örneği,<br />
Alıcı kuşlar gibi,<br />
Dalıp çıkıp düşman üstüne<br />
Pençe pençe ateş yağdırdılar.</p>
<p>KORO:</p>
<p>10 Nisan 1920 gecesi<br />
Düğün dernek kuruldu.<br />
Gelenler, geldikleri gibi gittiler</p>
<p>ANLATICI</p>
<p>Maraş küçücük kasaba. Maraş kolay lokma. Doymaz gözlerini çevirip, iştahla bu küçücük lokmaya uzanır-lar</p>
<p>KIZ</p>
<p>Maraş’ı düşman almış<br />
Sokakları utanç içinde.<br />
Gözyaşlarına boğuldu gönüller.<br />
Fırtınalar kaynamakta dört yanda.<br />
Gökyüzünde kara kara<br />
Bulutlar toplanmakta.</p>
<p>ERKEK</p>
<p>Soğumuş kanları kızıştırdılar.<br />
Doğruldu bükülmüş beller<br />
Terazileyince usta eller</p>
<p>KORO:</p>
<p>Gez,<br />
göz ,<br />
arpacık …</p>
<p>ERKEK:</p>
<p>Top gibi gürledi</p>
<p>KORO:</p>
<p>Maraş gibi ,<br />
vatan gibi,<br />
can gibi,<br />
Ata yadigarı mavzer</p>
<p>ERKEK</p>
<p>Al yazmalı gelinlere değen göz<br />
Kınalı parmaklara dokunan eller,<br />
Kan gölünde boğuluverdi bir bir<br />
Kopuverince dağlardan o coşkun sel…</p>
<p>ANLATICI:</p>
<p>İstanbul hükümeti düşman elinde. Direniş hareketini sekteye uğratmak için elinden gelini yapar. Yanımızda olması gerekenler, karşımızdadır. Yüzyıllardır aşımızı paylaştığımız öz be öz Türk çocuklarıdır onlar. Düşmanla birlik olan İstanbul hükümetinin kışkırtma ve yönlendirmeleriyle sırtımızdan hançerlerler .bizi.<br />
Kardeş kurşunu çaresiz göğüslenir. Güçlü sinelerde eritilir.Aznavur,ÇopurMusa, Delibaş…Bir bir mağlup edilirler. Hainlikleri cezasız kalmaz</p>
<p>ERKEK :</p>
<p>Akdeniz’in üstünde<br />
Usul usul ak bulutlar kaynar<br />
İzmir Körfezi mahşer<br />
Alev alev yanar</p>
<p>KORO:</p>
<p>Coşkunca atıldık ileri<br />
İnönü<br />
Sakarya<br />
Dumlupınar</p>
<p>ANLATICI:</p>
<p>“Düşman kaçıyordu yüz geri. Kara bir bulut gibi. Binlerce yılgın çekirge sürüsü gibi.Ardından bayrak bayrak, güneş güneş, dalga dalga askerimiz .Öyle güzeldi ki …</p>
<p>ANLATICI:<br />
İzmir yolu açıldı. Omuz omuza , yürek yüreğe, ölümü karşılayanlar, düşmanı denize dökmek için atlı, yaya, aç, yalın uçarcasına aşıyorlardı dağları, tepeleri…</p>
<p>Bereket kokan ışık gibi çöküyor İzmir körfezine duman .Duman duman göklere yükseliyor acılar.</p>
<p>KIZLAR KOROSU :</p>
<p>Tepelerde binlerce yürek<br />
Binlerce yürek Mustafa Kemal demek<br />
Öfkeli bir kırbaç gibi yüzlerine<br />
Binlerce yürek ardından<br />
Zafere yürüyordu</p>
<p>ERKEK:</p>
<p>Nal seslerimizde zaman<br />
O ilk yurttan kalan<br />
Altın bir ışık gibi<br />
Parlayarak alnımızda<br />
“Geldim!” diyordu<br />
Varım hala<br />
Tarih gülerek bakıyordu<br />
Kıralan son prangaya</p>
<p>KORO:</p>
<p>Ben Türküm<br />
Nice sıratlardan geçmiş bu ayak<br />
Nice yağmur, sel görmüş<br />
Nice fırtınalar atlatmışım</p>
<p>Ben Türküm<br />
Ne zaman darda kalmış<br />
Ne zaman bunalmışım<br />
Tarihi ben yazmışım</p>
<p><em><strong>BÖLÜM 2.</strong></em></p>
<p>MUSTAFA KEMAL</p>
<p>“Gerçek ve zor savaş şimdi başlıyor.Silahıyla olduğu gibi kafasıyla da savaşmak zorunda olan ulusumuzun birincisinde gösterdiği gücü ikincisinde de gösterece-ğine hiç şüphem yoktur.&#8221;</p>
<p>YAŞLI BİLGE:</p>
<p>Kaynayıp piş hayat mayasıyla<br />
Alında ter , yürekte sevinç<br />
ol da gel,<br />
Ham yüreklere doğ güneş gibi<br />
Bilgisizlik gecesini güne boğ da gel<br />
Aman haa , yarım kalma<br />
tam ol da gel …</p>
<p>YAŞLI BİLGE ( 2)</p>
<p>Toprakla çeliğin kavuşması ne güzel<br />
Suyla tohumun sevdası<br />
Ne güzel damarda yürüyen kan<br />
Senin ellerin işlemekte demiri<br />
Senin ellerinle yoğrulmakta zaman</p>
<p>Bu bir kıvılcımdır oğul<br />
Düştü mü yüreklere<br />
Alev alır göğe değer<br />
Erir cehennemin en kahpe alazları alevinden<br />
Çözülür en çetin zincirleri tutsaklığın<br />
Silinir göklere çöreklenen duman</p>
<p>Bu ateş özgürlük yüklü oğul<br />
Sabır yüklü,<br />
inanç yüklü<br />
Ve bir gün doğumu sancısı ki oğul<br />
Işıkça bir göz mavisine<br />
Döner zaman…</p>
<p>YAŞLI BİLGE (3)</p>
<p>Demir tavında gerek.<br />
O ateşli yolu geçen ayak pek olmalı oğul !..<br />
Karanlıklar gecesine açılan umut,<br />
Ay’a kardeş, güneş olmak güç oğul !..<br />
Hadi oğul, can oğul!..<br />
Uygarlık ateşidir yüreğe nakışlanan,<br />
Gerçeğe adımları bağlayıp da yan oğul !..</p>
<p>KIZ(Öğretmen)</p>
<p>Ateş gibidir düşünce<br />
Örtünce üstünü can verir<br />
Can verir gün boyu<br />
saz çalan cırcır böceği<br />
Gönlü rahat girer kış uykusuna<br />
karınca</p>
<p>Ateş gibidir düşünce<br />
Örtünce üstünü can verir<br />
Kararır beyinlerin ışığı<br />
mutluluk ezgileri susar;<br />
Cahillik batağına düşer insan<br />
Uygarlık ülküsünden<br />
uzak kalınca</p>
<p>ÖĞRETMEN:</p>
<p>Yürüdük doğan güne karşı.<br />
Ok yaydan çıktı ya bir kez<br />
Coşkun alevlerle dolu yürekler.<br />
İlham alıp çığ gibi büyüyen damlalardan,<br />
Sel gibi doluşup geceler üstüne,<br />
Görkemli fırtınalar yarattık<br />
Taptaze umutlardan.</p>
<p>Ok yaydan çıktı ya bir kez,<br />
Bilgi çiçekleriyle taçlandı kıraçlar,<br />
Binlerce olgun meyva yetişti koruklardan.</p>
<p>Yürüdük doğan güne karşı,<br />
Alaz alaz yürekleri yalayan<br />
O ızdırap rüzgarına ‘’dur!&#8230;’’dedik.<br />
Sildik alnımıza yazılan ilkçağ karanlığını<br />
Kurduk dört köşesine vatanın<br />
Millet okullarını.</p>
<p>Doksanında harfleri seçti Mehmet Dayı<br />
Hatçe Nine yamacında.<br />
Yüreğinde buz dağları eridi.<br />
Tam ortasından çatıp da çizgileri<br />
Işıkça bir heycanla bağladı’’A’’ yı<br />
Yaşa Hatçe Nine, Yaşa Memet Dayı…</p>
<p>ÖĞRENCİ</p>
<p>Bilinmeyen gizlerden bahset bana,<br />
Bilmek istiyorum.<br />
Akıl dalgıcını yıldız yıldız,<br />
Güneş güneş…<br />
Yolunu göster bana<br />
VARMAK İSTİYORUM !..</p>
<p>KORO:</p>
<p>Gözlerini ver bana !..<br />
Bakıp dünya ötesine,<br />
Bir bir gerçekleri<br />
Senin gözlerinden bir daha<br />
GÖRMEK İSTİYORUM !..</p>
<p>ÖĞRETMEN:</p>
<p>Senin alınyazını yazacağım<br />
Edirne’den Ardahan’a.<br />
Sarıp demir ağlarını mutluluğun,<br />
Çelikten bacalarının kuracağım.<br />
Senin alınyazını yazacağım yeniden,<br />
Bilgisayarlar üstüne.<br />
En parlak ışıklarını sunacağım sana,<br />
Ay’dan, Jüpiter’den Uranüs’ten</p>
<p>KIZ:</p>
<p>Bu eller benim ellerim,<br />
Nakış nakış dokuyacak yeşili.<br />
Bu eller benim ellerim.<br />
Özgürlük nakışıyla<br />
işleyecek demiri.</p>
<p>KORO:</p>
<p>Uygarlık yoludur bu yol<br />
uzun,<br />
dik<br />
ve zahmetlidir.</p>
<p>ERKEK:</p>
<p>Pıtıraklı , kumlu , tozlu<br />
çamurlu dikenli yol.<br />
Bu yol sapa çıkmaz<br />
Aynı ateşten<br />
ve aynı alevden geçerek<br />
YÜRÜMEK GEREK.</p>
<p>KIZLAR KOROSU:</p>
<p>Çağdaş,<br />
yeni<br />
ve uygar!..<br />
Bu yeni yarışla savrulmakta zaman.<br />
Çatlamakta habire tohum,<br />
kurtulmakta kabuğunu kıran.</p>
<p>ERKEK:</p>
<p>Artık gece sona erdi,<br />
güneş yükseldi.<br />
Vurunca yüzlerine aydın düşünce ,<br />
Yüreklerinde denizler çalkalandı<br />
Fırtınalar çıktı açık denizlerden<br />
Açık denizlerden bir gemi<br />
ruh verdi,<br />
can getirdi.</p>
<p>Toprak silkelendi derinden<br />
Bir yüce ses ki<br />
taa , yedi kat yerin dibinden<br />
bilimden,<br />
teknikten…<br />
Ve bir ses ki<br />
‘çalışana gökleri verdim !’<br />
dedi yürekten</p>
<p>ERKEKLER KOROSU:</p>
<p>Sal altın ışıklarını,<br />
Boğ karanlığa giden yolları,<br />
Doğ ufkumuza güneş,.</p>
<p>KIZLAR KOROSU:</p>
<p>Emeğin<br />
bereketin,<br />
başağın,</p>
<p>sarı saçlarında rüyam,</p>
<p>KORO:</p>
<p>Selâm<br />
Yeraltına makine salan insan eli,<br />
Selâm gökyüzüne akıl ışığından<br />
Parıltılar salan dünyam!..</p>
<p>ERKEK:</p>
<p>Doğan güne merhaba<br />
Şimdi can bulacak yurdumun<br />
Fabrika bacalarından yükselen duman<br />
Çeliğe hükmeden el<br />
Alında domur domur<br />
Dökülen ter merhaba!..<br />
Merhaba kaynayan kan<br />
El el aydınlıklara<br />
Bir olup umutlara<br />
Koşan vatan merhaba!..</p>
<p>Merhaba Yunusça yürek<br />
Semâ meclisinde Mevlâna<br />
Merhaba dostuyla ağlayana<br />
Gönülde yanan güneş<br />
Esip de yalım yalım<br />
Umutsuzluğu silen rüzgar<br />
Gülen çocuk<br />
Yemişe duran çiçek<br />
Yorulan kol<br />
İşleyen demir<br />
Hedefe uzanan yol<br />
Kutsal emek merhaba!..</p>
<p>Merhaba sırtlayan omuz<br />
Yüce insan merhaba!..</p>
<p>KIZ:</p>
<p>Bizi bizim kadar kim tanıyabilir,<br />
Kim sevebilir bizim kadar ?<br />
Kim tutar elimizden , yollarımız dolaşınca ?<br />
Kim gerilik zincirini kırıp,<br />
Kim sevinç gözyaşları döker<br />
biz göklere ulaşınca</p>
<p>KORO:</p>
<p>Kim benzer bize bizim kadar<br />
ata binip gezende?<br />
Kim Karadenizde horon ,<br />
Kim Erzurum’da bar,<br />
Kim Ege’de efe bizim kadar?&#8230;</p>
<p>KIZ:</p>
<p>Gör , öğren<br />
Ne gerekse mutluluk için.<br />
Kötü mü ,<br />
bir mumun etrafında<br />
pervane olabilmek</p>
<p>KORO:</p>
<p>Büyümek ,<br />
yücelmek,<br />
arınıp tüm kuşkulardan<br />
Atatürk olmak.</p>
<p>MARŞ</p>
<p>Gözümüz yücelerde, yıldızlar bize yakın<br />
İnançla çıktık yola, aydınlığa bu akın<br />
Bu büyük bir yarıştır, dönmeyeceğiz geri<br />
Bize durmak yakışmaz, hep önde, hep ileri</p>
<p>Atatürk çocuğuyuz, yürüyoruz el ele<br />
Coşkun sular gibiyiz dur denilmez bu sele</p>
<p>Yarınların yurdumun bizlerle arınacak<br />
Atatürk meşalesi sonsuza uzanacak<br />
Çalışmakla olacak yurdumuz büyük cennet<br />
Mutluluk Türk olmaktır, yaşamak Cumhuriyet.</p>
<p>Atatürk çocuğuyuz, yürüyoruz el ele<br />
Coşkun sular gibiyiz, dur denilmez bu sele</p>
<p>KORO:</p>
<p>Günüm senin ışığın<br />
Geceme yoldaşsın sen<br />
Seni okur, seni hecelerim,<br />
Seninle aydınlanır<br />
Seninle biter gecelerim.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- SON -</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/ataya-guzelleme-oratoryo/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SEN VARSIN ŞİMDİ</title>
		<link>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/sen-varsin-simdi</link>
		<comments>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/sen-varsin-simdi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Oct 2008 16:58:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Z. Çavuşoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÖZGÜR YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[çözemedim]]></category>
		<category><![CDATA[insan yığınları]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık]]></category>
		<category><![CDATA[sen varsın]]></category>
		<category><![CDATA[zifir]]></category>
		<category><![CDATA[zifir karanlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.degisim-sanat.com/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[Yine seni bekliyorum. Karanlıklar çöktü kent üzerine. Işıklar pırıl pırıl. Yüreğim pırıl pırıl … Geleceksin ya… Seni beklemek acımı veriyor,mutluluk mu veriyor, çözemedim gülüm. Hep aynı saatte çıkıp gelsen kolay. Ama her an gelecekmiş gibi beklemek, uzayan dakikalar, görülmeyişin ve yüreğime çöreklenen zifir karanlıklar. İşte böle gülüm. Sonunda yanımda olacaksın ya; göğüs geriyorum her işkenceye, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yine seni bekliyorum. Karanlıklar çöktü kent üzerine. Işıklar pırıl pırıl. Yüreğim pırıl pırıl …</p>
<p>Geleceksin ya…</p>
<p>        Seni beklemek acımı veriyor,mutluluk mu veriyor, çözemedim gülüm. Hep aynı saatte çıkıp gelsen kolay. Ama her an gelecekmiş gibi beklemek, uzayan dakikalar, görülmeyişin ve yüreğime çöreklenen zifir karanlıklar. İşte böle gülüm. Sonunda yanımda olacaksın ya; göğüs geriyorum her işkenceye, her acıya…</p>
<p>        Sevgim artıkça seni beklemenin ızdırabı da artıyor. Kızıp köpürüyorum, seni benden uzak koyanlara…</p>
<p>        Çileden çıkıyorum. İçim içimi yiyor. İş yerine, seni orada tutan işine ve beni böylesine beklemenin ızdırabıyla yakan kadere lanetler okuyorum. <span id="more-148"></span></p>
<p>        Saatim tahmini buluşma anında… Akrep ve yelkovan ürkek ve umutsuz bana bakıyor. Sokaklar ürkek ve umutsuz bana bakıyor. Sokaklara bakıyorum;bir gölge ,bir umut… Yoksun. Halbuki her dakika önemli benim için. Her saniye yaşanacak mutluluk, her saniye sevinç,her saniye sen demek…</p>
<p>       Yoksun. Sokaklar hızlı adımlarla sarhoş. Evine gidenler,evinden çıkanlar, yürüyenler,yürümeyenler…Tam karşıda bir genç kız telefon ediyor. Karanlıklar içinden yüzünü seçiyorum. Sesi umut dolu,sevinç dolu. Göz göze geliyoruz;gülümsüyor,hissediyorum. Aydınlanıyor sokaklar,gökyüzü… Genç kız aydınlıklar içinde yürüyüp gidiyor.</p>
<p>       Hava yağmurlu. Vıcık vıcık…Tam köşede paltosuna sarınmış bir adam. Yağmura aldırmadan yollara bakıyor. Belli aralıklarla saatine bakmak tik olmuş sanki. Sabırsız,heyecanlı.</p>
<p>       Sokaklar dolup taşıyor. İnsanlar karıncalar sürüsü gibi. Kocaman beton binalar ağızlarından insan kusuyor sokaklara. Ciğerleri sigara dumanı, yürekleri sıkıntı, özlem ve acelecilik dolu insanlar&#8230;</p>
<p>       Adam yerinde duramıyor. Aldırmadan yağmura, çamura daracık bir çerçeve içinde dönüp duruyor. Saatine bakıyor aynı zaman aralıklarıyla. Sabırsızlanıyor. Kestirmeye çalışıyorum beklediğinin kaç dakika geciktiğini.</p>
<p>       Adam tedirgin. Umudu tükenir gibi. Yollara bakıyor. Dikkatli bir özenle tarıyor insan yığınlarını. Tek tek gözlüyor,ayrımlıyor. Sağ ayağıyla bir taş parçasına tekme atıyor. Öfkesi ayaklarında tepiniyor bir ara. Sonra yine düzeliyor. Etrafa bakıyor. Kimsenin bakmadığına emin olduğu bir anda da yeniden hoplayarak tepiniyor. Görmüyor beni. Kendimi hissettirmiyorum ona.</p>
<p>       Şimdi garip bir merak içindeyim. Gelecek olan çok yakın bir tanıdık gibi. Onunla beraber bende bekliyorum. İkimizde aynı kişiyi bekliyoruz. Hem adamı,hem yolu gözlüyorum. Biliyorum sevincin adım seslerini…</p>
<p>      Gelen yok…<br />
      Sen de yoksun…</p>
<p>      Kahretsin yine zaman akıp gidiyor. Geçen her dakika beraber olacağımız zaman diliminden çalınıyor. Ne yapsam yüreğime hükmedemiyorum. Sokaklarda insanlar karanlık gölgeler gibi,bir o yana ,bir bu yana…</p>
<p>      Adam dört dönüyor aynı daire içinde. Yine tepiniyor arada bir. Yüreği korku içinde ,yüreği yıkımlar içinde …</p>
<p>      Bekliyor. Bekliyoruz.<br />
      Gelen yok…<br />
      Gelenler, gelip gitmekteler. Caddeler seyrekleşiyor. Gölgeler azalıveriyorlar habire.<br />
      O yok …<br />
      Sen yoksun…</p>
<p>      Ben geleceğini biliyorum. Geç de olsa geleceksin. Üzüntüm seninle beraber geçirebileceğim zamanın böylesine hoyratça harcanması.</p>
<p>      O yok…<br />
      Sen de yoksun…</p>
<p>      Adam daha hızlı volta atıyor. Daha hızlı tepiniyor. Islanmış besbelli. Aldırmıyor. Umurunda değil yağmur, yerdeki su birikintileri,çamura bulanan ayakkabıları… Hava serinledikçe inadına açıyor paltosunun yakalarını. Çözüyor bir bir düğmeleri. Kravatını gevşetiyor, gömleğinin düğmelerini çözüyor, saatine bakıyor,yerinde sayarak dört dönüyor,tepiniyor,eliyle garip işaretler yapıyor,sokağa umutsuz bakıyor.</p>
<p>       O yok.<br />
       Sen yoksun…</p>
<p>       Biliyorum geleceğini. Dakikalar geçiyor. Uzuyor gelişin. Biliyorum geleceğini. Sokağa bakıyorum. Saatime bakıyorum, yazıyorum.</p>
<p>       Uzuyor gelme saatin. Biliyorum geleceğini. Ama sen yoksun. İçime bir kuşku düşüyor. Biliyorum geleceğini ama elimde değil. Gözüm yolda. Sıkıntımı atmak için yazıyorum habire. Sonra adama bakıyorum. Yollar ıssızlaşıyor. Umutlar tükeniyor. Adam artık yola bakmıyor. Adam hareket etmiyor. Adam sigarasından hırsla yeni nefesler almıyor. Elleri yanıyor, parmak uçları… Yüreği sızım sızım. Yangınlar yayılıyor her zerresine . baştan ayağa ateş kesiyor. Baştan ayağa umutsuzluk, baştan ayağa yıkılmışlık…</p>
<p>        Ben yazıyorum habire . adam ruhuma girmiş sanki. Tanıdık gibi. Artık yolara bakmıyoruz. Yüreğim umutsuzluklar denizinde sırıl sıklam. Yoruluyor parmaklarım. Yüreğim ateş içinde,yalnızlık içinde. Adam sessiz,adam hareketsiz. Dönmüş sırtını caddeye . Sırılsıklam…Buğulu camlar ardından gözlerini arıyorum. O da bana bakıyor. Dudaklarında acı bir tebessüm. Onu yüreğimde duyumsuyorum. Yüreğini alıyorum ellerime. Tesellisi güç. Biliyorum. İki damla yaş akıyor yüreğime. Yazmamı istiyor yüreğime. Yazmamı istiyor sanki. Kalemim yüreğime el veriyor. Yazıyorum. Onu yazıyorum. Beni yazıyorum. Onları yazıyorum. Bizi yazıyorum.</p>
<p>        Sen başucumdasın. Unutuyorum saatleri. Yürek sıkıntılarım bitiyor. Beklemek bitiyor. Görünenler görünmez oluyor. Her şey siliniyor.</p>
<p>        Sen varsın şimdi. Yanımda yanı başımda .. Kalemim elimden düşüyor. Unutuyorum her şeyi.<br />
        Karanlıklar çöküyor kentin üzerine. Zifir karanlıklar… ben aydınlıklar içindeyim.<br />
        Aydınlıklar içindeyiz yine.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.degisim-sanat.com/ozgur-yazilar/sen-varsin-simdi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

