ÖZGÜR YAZILAR

Eller

Her gece hep aynı sesler böler uykusunu. Elinde değil bu. Bölünür uykusu işte.

Yoo! Görevden yana vicdanı rahattır. Çocuğuna vurguncasına mesleğini sever. Gün boyu çalışır, didinir, hakkından gelir her işin. Hem de en iyi şekilde. Şiddetten hoşlanmaz, yumuşak karakterli, ince ruhludur. Sade yaşamı içinde, evi ve işi hemen hemen tüm zamanını kapsar, Öyle kahve, sigara, içki falan gibi alışkanlıkları yoktur. Bir arkadaş sohbetinin tatlı havasına kanıp da evine geç döndüğünü gören olmamıştır.
Her gece hep aynı sesler böler uykusunu.

Düşmanı yoktur Allah’a şükür. Eli değnek görmemiştir ki, Silâha uzansın.

Sesler…
Hep o kahrolası sesler böler uykusunu. Duvarlar yükselir dört yanından. Kapılar, pencereler ardına kadar açılır. Tüm gizli yönleri dökülür ortaya. Didik didik edilir hayalleri. Düşünceleri, duygulan kelepçeye vurulur, binlerce işkence ile önünden geçirilir.
Devamını Okuyun »

Kategori: ÖZGÜR YAZILAR

KARINCALAR VE İNSANLAR

“Bir olmayı, bir olup güçlüklere karşı inançlı bir direnişle karşı koymayı; umutsuzlukları mutluluğa, sevgisizliği sevgiye döndürmeyi bilenleredir bu öykümüz.”

“Bir varmış bir yokmuş” dîye başlar masallar, biz de masalımızı öyle başlatalım. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak, çok uzak ülkelerin birinde bir yaşlı adam ve torunu yaşarmış. Yaşlı adam güngörmüş, gerçeği bilmiş, ak sakallı, temiz yüzlü bir İhtiyarmış. Aklın ve mantığın gücüne eren, uzağı görüp günün ve gecenin nelere gebe olacağı bilenlerdenmiş. Yılların deneyimini engin bilgisiyle harmanlayıp, çevresine ışık sunarmış.

Güç İnsanın özündeymiş. Kişi kendini tanıdıkça bu gücün farkına varır, akıl ve mantığıyla onu yönetmeyi öğrenirmiş. Aklın ve mantığın süzgecinden geçmeyen güç, ne zaman patlayacağı belli olmayan fırtınalar gibiymiş. Patlar, yıkar, sakinleşir ve susarmış, insan yöneteceği gücün sahibi iken kölesi olur, ne zaman eseceği belli olmayan kararsızlık rüzgârının önünde sürüklenir gidermiş.

Torununun ataklığı ve için için yanan volkanlar örneği yerinde duramayan, kabına sığamayan kişiliği de gözünden kaçmamış. Çocuk bir başkaymış. Ne eli çocuk eli, ne bileği çocuk bileğiymiş. Akranlarının yanında boyuyla poşuyla ve Tanrı vergisi gücüyle masallardaki bileği bükülmez koca devlere benziyormuş,
Devamını Okuyun »

Kategori: ÖZGÜR YAZILAR

BİR GARİP MASAL

“Çevreye, onun güzelliklerine, onun mutluluk veren tılsımlı seslerine tutkunlaradır bu öykümüz. Gittikçe bozulan dünyamızdaki yok olan yeşilin, mavinin, beyazın ve diğer renklerin göklere yükselen çığlıklarına sağır kalmayanlaradır bu öykümüz.”

O günler bir başka günlermiş. Elle tırnak, kaşla göz söz geçiremezmiş birbirlerine. Kötü olmak kolay, iyi olmak çok zormuş nedense. Dünya azgın bir rüzgar selinin önünde, kendinden geçmiş bir halde sürüklenir dururmuş.

Kara kara bulutlar dolanırmış göklerde. Kara kara taneleriyle, kara kara yağmurlar düşermiş yer yüzüne. Biriken sular sel olup çağlar, önüne gelen her şeyi yıkıp geçermiş.

Yıldırımlar kaynaşırmış göklerde. Şimşekler tüm azgınlıkları ile gökleri yurt tutup, gözleri kör eden ışıklarıyla tüm canlıların yüreklerine bitimsiz korkular salarlarmış.
Devamını Okuyun »

Kategori: ÖZGÜR YAZILAR

ATA’YA GÜZELLEME – Oratoryo

Zekeriya ÇAVUŞOĞLU
Oratoryo, şairin kendi şiirlerinden ve kitaplarından kendisi tarafından derlenmiştir.

BÖLÜM: I

KUVVA-YI MİLLİYE SUBAYI:

Afiyet olsun ağalar! Maşallah, maşallah, görüyorum neşeniz yerinde . Gök yıkılsa, kara yer batsa umrunuzda değil… Yoksa kederinizden mi içip böyle meşk eylersiniz?..
Hey gidi Koca Osmanlı, hey!.. Birkaç şaşkın mirasyedi elinde tükenip gittin işte!
Yiyiniz efendiler, yiyiniz, içiniz, meşk ediniz!..
Viyana‘dan sonra Osmanlı’ya mezar kazmak değil mi ki işiniz?
Son kaleler de bir bir düşüyor,her şey bitiyor ağalar, her şey tükeniyor.

Belki bu son meşkiniz olacaktır, yiyiniz, içiniz, eğleniniz.”

ERKEK:

Ayakları bin yıllık ağaç kökleri gibiydi.
Elleri ağaç kabuğunca nasır,
Gözleri bir putçasına sabit.
Binlerce yıl öteden bakar gibiydi.

ERKEK:

Nal sesleri çınlıyordu kuru bozkırlardan.
Kadın sesleri, çocuk sesleri.
Aç midelerin,
acının, yıkımın,
ölümün çığlık çığlığa soluk sesleri.

Yürüyordu kaderine tutsak olmamak için.
Yürüyordu öle, yite.
Ortaasya’ nın kuru, bereketsiz bozkırlarından,
Umut yeşili Batı ovalarına,
kır çiçeği yaylalarına,
Devamını Okuyun »

Kategori: ÖZGÜR YAZILAR

SEN VARSIN ŞİMDİ

Yine seni bekliyorum. Karanlıklar çöktü kent üzerine. Işıklar pırıl pırıl. Yüreğim pırıl pırıl …

Geleceksin ya…

Seni beklemek acımı veriyor,mutluluk mu veriyor, çözemedim gülüm. Hep aynı saatte çıkıp gelsen kolay. Ama her an gelecekmiş gibi beklemek, uzayan dakikalar, görülmeyişin ve yüreğime çöreklenen zifir karanlıklar. İşte böle gülüm. Sonunda yanımda olacaksın ya; göğüs geriyorum her işkenceye, her acıya…

Sevgim artıkça seni beklemenin ızdırabı da artıyor. Kızıp köpürüyorum, seni benden uzak koyanlara…

Çileden çıkıyorum. İçim içimi yiyor. İş yerine, seni orada tutan işine ve beni böylesine beklemenin ızdırabıyla yakan kadere lanetler okuyorum.
Devamını Okuyun »

Kategori: ÖZGÜR YAZILAR
Sayfa: 1 2 Next