BASINDAN
ONLAR
onlar ayakları yalın
lime lime urbaları
ve uçsuz bucaksız yolları
“nedendir bunca zulüm
nedendir bunca işkence
he gülüm
he gülüm nedendir
gece ve gündüz
yer ve gök arasında
böylesine pervasız
böylesine umarsız
böylesine acımasızca dolaşan
ölüm…”
diyemeden aşanlardı.
ve alnının çatısına
iki kurşun değdiğinde
siliniverecek sanılan
bilmem hangi nâmus belâsının
kanla çeliğe kesmiş
en kör düşüncelerinin
en aşılmaz dört duvarları arsında
binlerce yıl kendi kısır döngüleriyle
bilmem daha kaç bin yıl sürecek
dünyanın en iğrenç mahpusluğuna
gözlerini yumup koşanlardı…
Devamını Okuyun »
Kent Sanatçıları (SÖYLEŞİ – Bölüm 1)
Bir kenti paylaşmanın beklide en derin şeklini yaşar o kentin yazarları, şairleri… “Bir kentte yaşamak başka şeydir, o kent kimliğinin bilinçli bir üyesi
olmak başka…” diyor Zekeriya Çavuşoğlu. O her zaman havasını soluduğu, suyunu içtiği, yollarında yürüdüğü bu kentin, Samsun’un bilinçli ve üretken bir üyesi olmaya çalışmış. Kimi zaman övülmüş, kimi zaman yerilmiş ama yazmaktan, çaba harcamaktan, üretmekten vazgeçmemiş. Ne diyelim? Sevdikleriyle, kızdıklarıyla, bitmeyen enerjisiyle bu kentin sanatçılarından biri var bu ayki söyleşimizde.
Samsun kültürünün içinde yoğrulan, gelişen ve üreten bir sanatçı olarak hep sizi “Kent Sanatçıları” söyleminin şemsiyesi altında gördük. Sanki bu yönde özel bir çabanın öncülüğüne soyunmuş gibisiniz. Son programınızda da yine aynı söylemi gördük. “Kent Sanatçıları” Neden bu? Amacınız ne?
Bildiğiniz gibi afişimizin başına “Kent Sanatçıları Edebiyat Gecesi” diye bir başlık koyduk. Çok mu iddialı bir sözdü bilmem ama yönümüzü, hedefimizi belirliyordu. Bir arkadaş afişimizin başındaki o yazıyı görünce hafif alay kokan, bıyık altı bir gülüş fırlattı bana. Sesimi çıkarmadım, öfkemi dizginledim, yanıt vermeye değer bulmadım. O da kendini sanatçı olarak niteliyordu oysa… Sustum çünkü kargaların bile bülbüller gibi şakımaya çalıştığı ülkemizde insanın kendi olmaya çalışması hem güç bir işti, hem de bazılarına göre olanca gücüyle sel gibi akan ırmakları tersine çevirme çabasından başka bir şey değildi. “Oynama şıkıdım şıkıdım” toplumun yönü, izi belirsizleştirilmiş kişileri değil miydik hepimiz? Yani herkesin biraz Amerikan, biraz İngiliz, biraz Alman, Fransız ya da Arap olmaya çalıştığı dünyada biz tutup onların deyimiyle Globalleşme (küreselleşme) tutkularına çomak sokmaya çalışıyorduk. Her şeyin iyisi, her şeyin en güzeli bizden olmayanlarda değil miydi? Sustum doğal olarak.
Devamını Okuyun »
Kent Sanatçıları (SÖYLEŞİ – Bölüm 2)
Hem şair, hem de düzyazı kitaplarınız yayınlandı. Sizce şiir mi yolsa düzyazı mı öncelikli?
Her ikisi de evlat. Biri ötekinden ayrılır mı? İlk yapıtım bir şiir kitabı. “Anadolu Destanı” 150 sayfalık uzun bir şiir… Ardından öykü kitapları, masal kitabı ve gazete, dergi yazıları… Öncelikli olarak şairim tabi. Öykülerime ya da diğer yazılarıma baktığınızda bu önceliği hep fark edeceksiniz. Düzyazılarımda da hep şiirsel bir örgü, şiirsel söylem ve tad bulacaksınız. Bu biraz da benim aşırı duygusal iç dünyamla ilgili galiba. Yüreğiyle dünyayı algılayan bir insanım. Bu yüzden de yaşamım bir çok hatalarla dolu. Çok istesem de mantığımın sesine değil, yüreğimin sesine kural veririm. Bu da şiirsel bir bakıştır evrene… Bana dizelerimi bağışlayan bu duygusal yoğunluktur sanırım.
Ama bazı yazılarınızda dilinizin oldukça sivri olduğu görülüyor. Eleştirilerinizde de oldukça keskin bir üslup kullanıyorsunuz.
Doğrudur. Bu benim en belirgin yanım. Sevdiğimi yüreğimin en değerli yerinde konaklatırken, kafama taktığımı da yerin dibine batırmaktan hiç çekinmem, ama bu ayrımı öncelikli olarak çok iyi tespit etmeliyiz. Sevilenler bellidir de şu sevilmeyenler kimlerdir? Onları iyi tanımamız gerek.
Bizler ülkemizin en zor dönemlerinden çıkıp geldik. 70′leri gördük, 80′lerin en çalkantılı dönemlerini yaşadık. Ölüm korkusuyla sokağa çıkmadığımız günler oldu. Okulumuza devam etmekten korktuk. Gazetelerimizi, dergilerimizi gizli gizli okuduk. Yazdıklarımızı köşe bucak sakladık. Baskıya, teröre, ikiyüzlülüğe, her türlü iğrençliğe, göz göre göre yapılan yanlışlara karşı direnirken ne kadar güçsüz kaldığımızın farkına vararak en büyük yıkımları yaşadık. Bütün bunlara rağmen bizim yıkılmaz ideallerimiz vardı. Bu ülkeye, bu ülke insanına borçlarımız vardı. Hep bu bilinçle sarıldık işimize.
Devamını Okuyun »
Kent Sanatçıları (SÖYLEŞİ – Bölüm 3)
Başka çalışmalarınız da oldu bildiğimiz kadarıyla…
Evet. Kentimizde bizim örnek alacağımız, işleri koyup kotaran, bize yol gösteren kimse yok. Biz bu yoksulluk içinde yolumuzu yordamımızı kendim iz bulduk. Bu yüzden de birçok konuda önderlik etme durumuna düştük. Örneğin ilk müzikli şiir dinletisini gerçekleştirdim. Samsun’da iki kez yaptım bunu.Çok ilgi gördü, salonlar doldu. Aslında ben de beklemiyordum böyle bir ilgiyi. Yalnız bir şey daha belirtmeden geçemeyeceğim. Yapılan şiir dinletisinde şiirler tamamen bana aitti. Kendi şiirlerimi sundum izleyenlere. Geniş bir kadromuz vardı. Tiyatrocular, müzisyenler, ışık, efekt, sahneye aktarılan görüntüler vs. Tam bir imeceydi anlayacağınız. Her zaman söylediğim gibi kent sanatçılığının ayrı ayrı güzelliklerinin sahneye aktarımıydı bu ve çok çok güzeldi. Kent Edebiyatçıları Gecesi de yine benim organize ettiğim
Devamını Okuyun »
Grup Özgürlük
Samsun sanat yönüyle çok doğurgan bir kent. Ünü Türkiye’yi aşmış onlarca sanatçının nüfus cüzdanında Samsun yazar. Levent Kırca, Ferhan Şensoy, Mehmet Aslantuğ, Orhan Gencebay, Bedrettin Cömert, Hasan Kıyafet …





