Arşiv: Ağustos, 2008
URFA SAVUNMASI
“Çileler bitmez. Sanki acı ile yazılmış alınyazımız. Sanki ateş, kan ve barutla çizilmiş kaderimiz.
Urfa’da aynı vahşeti yeniden yaşarız. Düşman elini kolunu sallayarak çöker obamıza. Türlü eziyetler içinde kıvranır insanımız. Tutsaklık yüz karası… Namus meselesi… Yurt meselesi …
URFA SAVUNMASI
“VATANDIR GÖZ AÇINCAGÖRDÜĞÜN
İNSANIN EN TANIDIK SANA.
BİR NAMUS,
BİR SİLAH,
BİR AT,
ÖLÜME GİDER İNSAN
UĞRUNA.”
“Urfalı’yım ezelden.
Gönlüm geçmez güzelden”
Ben güzeli neyleyim ?
Düşman kapımızda.
Davranalım tez elden.
Kara bir top olmuş,
Kara bir leke gönlümüzde.
Gün bugün
namus günü…
Yansın gayrı ekinler
kurusun sütleri davarların…
Silinmedikçe alnımızdan bu leke.
Düşman kapımızda,
Düşman obamızda,
Düşman soframızda
Vatan elden gitmekte
namusumuz da !..
Devamını Okuyun »
ANTEP SAVUNMASI
“Antep’te kahramanlık destanların en hası yazılır. Fransızlar’ın Almanlar’a karşı yarattıkları Verdün savunmasından bahsedenler bir şeyi ilâve etmeden geçemezler.
Verdün’ün ardında ezilmemiş bîr Fransa ve müttefiklerini, silahlarını, güçlü sığmaklarını, hepsini, hepsini… Verdün destanı işte bu çelik ve beton karışımı ardındaki ulaşılmaz sığınaklarda yaratılır. Dünyaya sunulan işte bu eşit güçler savaşıdır.
Antep Verdün değil. Antep sahipsiz. An-tep aç, Antep susuz, Antep silahsız. Antep el içi kadar, Antep’te yürek dağ kadar, varsa yoksa bir can.
Ardına sığınacakları çelik, beton karışımı sığınakları ve ardında onu destekleyecek güçlü dostları yoktur.
Ankara’dan bir rüzgâr eser yürekleri serinleten. Dört yandan yürek yürek dualar yükselir Antep’e doğru. Güçlü düşmana karşı benzersiz bir direniş örneği verirler. Ana, baba, kız, oğul, kardeş ölümüne atılırlar düşman üstüne.
Son yüzyılın en yüce destanları yaratılır. Yeniden Plevne’yi hatırlar dünya. Bir bir düşerler toprağa…”
ANTEP SAVUNMASI
“DÜŞMAN KAPIMIZDA,
SARILMALI SİLAHA
KÖŞE KÖŞE,
BUCAK BUCAK,
KİRLETMEDEN TOPRAĞIN ZERRESİNİ
TUTMALI SİPERLERİN HEPSİNİ….”
Mızıkalar duyuluyor uzaktan
Sıra sıra kara postal sesleri,
Düğüne gider gibi…
yaylaya bir göç,
Evine döner gibi…
Kim karşılayacak gelenleri ?
Gözleri kömür karası simsiyahtı.
Tel tel olmuştu sinirden bıyıkları.
Donuk dağların sırtına vuran gün gibi
Coşkun akan su gibiydi.
İki ayağının üzerine dikilip
Devamını Okuyun »
ANKARA
“Ankara’ya bağımsızlık güneşi doğmuş, dağlardan, bellerden sesler aelir. Birliğin, dir-ligin, yeniden uyanıp varoluşun sesidir bu.
Dağlarda, köylerde, şehirlerde ulusal direnişin ilk çiçekleri açmaktadır. Genç, ihtiyar, çoluk çocuk… Herkes bir somun kara ekmeğe”
“BAĞIMSIZLIK GÜNEŞİ DOĞMUŞ ANKARA’YA DAĞLARDAN,
BELLERDEN, KÖYLERDEN BESLENMEKTE
O IŞIKLI ÇEKİRDEK.
BİR SOMUN KARA EKMEĞE
ÇETE YAZILMAKTA HERKES.
EL ALTINDAN YOĞRULMUŞ ULUSAL BİLİNÇ,
YEMEKTENSE İNGİLİZ’İN HAS EKMEĞİNİ
ÇARPIP YÜZÜNE,
ONURLU KARA EKMEĞE
BAĞLADIK GELECEĞİ.”
Yollar, dağlar, köyler
tutulmuş birer birer.
Köşe bucak İngiliz
ve hain Hilafetçiler…
Kıraç yollarından geçtik,
nice acılar içinde,
Kuvva-yı Millîye ateşini soluklayıp,
Dağ tepe demedik
aşıp geldik.
Söz ki tamama erişti;
Atlar kişner, Kağnılar gıcırdar,
yiğitler, kadınlar bağırır,
Kadın, erkek, genç, ihtiyar,
çoluk, çocuk…
Yaratılalı beri yer, gök
Böyle yangın görülmüş değil.
Devamını Okuyun »


