AKDENİZ


ateşin tuzla seviştiği akşamlar yanar biteviye kora keser deniz         ve sıyrılır utancından geceler çıplak gölgeler oynaşır                 kumsallar boyu kara üzüm gözlü bir kız olur tenime her dokunuşu Akdeniz

YURDUMDAN İNSAN MANZARALARI


on iki yaşında gelinlik kızdır on beş yaşında karnı burnunda on yedi yaşında               gülün solduğu akşamdır artık yalnızlıktır hükmeden geceye kan kusup kızılcık şerbeti               içtim diyesi acılarla harmanlanan zamandır

ŞAİRDEN GÜREŞÇİ OLUR MU?


şairden güreşçi olur mu demeyin / olur işte emekleyip yürümeye başladığımda güreştirildim akranlarımla çelimsiz           ele avuca sığmaz                     pire gibi çocuktum

VELHASIL İŞTE BUDUR ALNIMIZA YAZILAN


yadsınamaz bir yol ayrımıdır yaşam ya da bir darağacından sıyırıp da boynunu bir başka darağacında asılmak velhasıl işte budur alnımıza yazılan ardında bin türlü hikaye                     falan filan ve sana sunulan yaşam imbiğinde damıtılmış binlerce, yüz binlerce yalan… “Gök Yorgan, Yer Yatak” adlı kitabından.

SÖZÜMÜZ ANLAYANA


gün yorganını alıverdim mi üstüme kim demiş apaçık kaldığımı aç değilim Allah’a şükür samanlık saray bekâr olana her gece dört kadın alır boşarım sözümüz anlayana “Gök Yorgan, Yer Yatak” adlı kitabından.